ŞENGÜL BALIKSIRTI ŞENGÜL BALIKSIRTI

Her kadın bir 'Bay Doğru' ararmış

Her kadın bir 'bay doğru'yu ararmış. Kimi bulur, kimi bulamaz, kimi görür, kimi göremez ve olmadı mı; her kadın kendi doğrusunu yaratmaya çalışırmış... Doğru değil mi? Nedense beraberken hiçbir kötü yönünü görmediğimiz adam için ayrıldıktan sonra, "Ya ben nasıl bununla olmuşum!" denmez mi? GÜNAYDIN'ın yazı işleri müdürü Fatma Belgin'in romanı 'İğne'yi elime aldığımda arka kapakta yazılı olanları okudum bir hızla. Ve kimmiş bu 'bay doğru' diyerek hemen kitabın sayfalarını çevirmeye başladım. Belgin, yaşıtı kadınları, onların aşklarını, hayal kırıklıklarını, doğru erkeği bulma çabalarını anlatmış. İşin içine polisiye de katmış, herkesin peşinden gidebileceği bir kurgu yaratmış. Beni, kitabın ana kahramanı Leyla'nın hikayesi cezbetti. Aşkın peşinden giden, mutluluğu kısa süre mutsuzlukla yer değiştiren o kadar çok kadın var ki; dolayısıyla aşk nedeniyle dibe vurmuş Leyla'nın hayata doğru nasıl yükseleceğini merak ettim! Aşk, herkese bir şeyler yapıyor... Kimini en yükseklere çıkarıyor, kimini en diplere çekiyor. Çevrenize bir bakın. Leyla'lardan o kadar çok var ki... Terk edildiği için kendine kapanan, hayata kapanan o kadar çok kadın var ki... Üstelik kariyer sahibi kadınlar... Biten bir ilişkinin ardından 'durdurun dünyayı inecek var' diyor onlar. Sorun belki de bütün bu kalabalıklara rağmen yalnız olma sorunu. O yüzden, Leyla'nın öyküsü ilgimi çekti. Yıllar süren bir kendine kapanma... Bir kimseyi istememe... Bir hiçbir şey yapmama hali olur muymuş? Olurmuş... Bakın bakalım şu satırlara; "Ben bir adama aşık oldum. Onunla birlikte olmak hayatımın en güzel şeyiydi. Benim için 'doğru' oydu. Saçından ayak tırnağına kadar hayrandım ben ona. Konuşmaktan, gezip tozmaktan, televizyon izlemekten, hiçbir şey söylemeden birbirimize öylece bakmaktan, sarılıp uyumaktan, sevişmekten, akla gelecek her şeyi birlikte yapmaktan başka, bizi mutlu eden bir şey yoktu. Bana 'güzelim' dediği anda titrerdim. Dokunmadan, uzaktan bakması bile bana yeterdi. Göğsümde uyuduğunda duyduğu huzurla ben de huzur bulurdum. Dudaklarındaki sıcaklığın kalbinden geldiğini duyumsardım. Onun öpüşüyle bu dünyadan kopardım. ...Bir gün aniden, beni benle bırakacağı aklımın ucuna bile gelmemişti. ... Ve ben, beni kaybettim. En derinime ittim kendimi. Ne yemek, ne uyumak, ne güneşin her gün yeniden doğduğunu görmek istiyordum. En perişandım. En acıydım..." Peki insanın bundan kurtulması da mümkün müymüş? Bu sorunun yanıtı da kitapta...
BİZE ULAŞIN