ELVAN DEMİRKAN ELVAN DEMİRKAN

Mutluluk üzerine birkaç not...

'Mutluluğu nasıl bulabilirim?' Sanırım sorulması gereken soru bu değil. Çünkü cevabı oldukça kolay. Güneşli bir bahar sabahı, cennet gibi bir yerde tatil, yeni bir ayakkabı, beş kilo fazladan kurtulmanın heyecanı, yeni başlayan bir aşk macerası... Bunlarla hepimiz mutlu oluyoruz... Asıl sorulması gereken soru; "Mutluluğu nasıl elimde tutabilirim?" Budistler; "Mutluluk, ıstırabın habercisidir" derler. Çünkü kalıcı değildir. İstediğiniz bir şeye sahip olduğunuzda, ya bir süre sonra elinizden kayar gider ya da o güzel hissin etkisi uzun sürmez. Bunun da iki nedeni var. Birincisi; evrende her şey hep değişiyor. Aynı tutabilmeye imkan yok. İkincisi de; (ki bu benim çok ilgilenip, araştırdığım bir konudur) mutlu olma hissi kimyasal bir reaksiyondur.

SONU ACI OLSA BİLE...
Aşk, sigara, şeker... Yani size zevk veren şey her ne ise, ilk tecrübe ettiğinizde beyinde hemen dopamin salgılaması artar. Daha fazlasını istersiniz. Ama bir süre sonra size zevk veren o 'şey'e karşı beyin tolerans kazanır ve miktarı artırma ihtiyacı hissedersiniz. Bu sayede bağımlılık başlar. Size tatmin olma hissini verecek kişi ve şeylerin peşinden koşmaya başlarsınız. Aslında sonunun çoğu zaman acı çekmek olduğunu bilseniz bile... Bir ilişkinin bütün eksilerini ve artılarını istediğiniz kadar toplayın veya çıkartın, sonucunun ne olabileceğine dair defalarca senaryo yazın, geçmiş tecrübelerinize danışın, birsey farketmiyor. Aşk, en mantıklı insanı bile en aptal şeyleri yapmaya yönlendirir. Hangimiz hem sevip, hem de mantıklı olabildik ki? Ben tecrübeyi, her zaman tecrübenin meyvesine (akıllanmaya) tercih ettim. Sonunun acı vereceğini bilseniz de, yaşayın tecrübenizi. Yunanlı Zorba'nın dediği gibi; 'Hayat zaten eziyet!' Zamanı gelince zaten akıllanıyorsunuz... Yapılan bütün araştırmalar kadınların yaşlandıkça mutsuzlaştığını ortaya çıkarıyormuş. Evli veya bekar, çocuklu veya çocuksuz, kariyeri olsun veya olmasın, ne kadar para yaparsa yapsın, nerede yaşarsa yaşasın, mutsuzluk artıyor. Peki neden bu böyle? Çünkü hislerimiz var. Önem veriyoruz, umursuyoruz, endişe ediyoruz, yanlış anlaşılmak istemiyoruz, sorumluluk almaktan korkmuyoruz, takdir edilmek için uğraşıyoruz... Ama ne kadar çok şeyi organize edip, başarsak da, yine de içimizdeki o eksikliği gideremiyoruz. Görüntümüz, çocuklar, eşimiz, işimiz, evimiz, her şeyi yargılıyoruz. Hayatı sürekli talep eden bir unsur olarak görüyoruz ama aslında kendimizden beklentimiz çok yüksek. Hayatımızdaki kalabalık arttıkça, en önem verdiğimiz şeylere daha az ilgi gösteriyoruz. Ne kadar çok şeyi aynı anda halletmeye çalışırsak, her birine ayırabildiğimiz zaman ve enerji o kadar azalıyor. Daha fazla yaparken, daha az hissediyoruz.

TAKINTILARIMIZ ARTIYOR
Gerçek değerimiz hiçbir zaman anlaşılmayacak ve her konuda başarı hep ulaşabileceğimizden bir adım ötedeymiş hissi ile yaşıyoruz. Her şeyi şahsi alıyoruz. Başkalarına çok çabuk bağlanıyoruz ve bağımız koptuğunda da yine kendimize yükleniyoruz. İçimizdeki boşluk yüzünden takıntılarımız artıyor. Olgunlaştıkca daha çekici olabilecekken, çoğu kadın estetik takıntıları ile ördek gibi görünmeye başlıyor. Daha çok seçeneğin ve imkanın bizi daha mutlu etmesi gerekirken, seçtiklerimizle mutsuz oluyoruz. Bizi neyin mutlu edeceği konusunda görüşümüzü değiştirmenin zamanı gelmedi mi? (Ah, bir şey daha... Aynı araştırmalara göre; erkekler, kadınların aksine yaşlandıkca daha mutlu oluyorlarmış... İşte mutsuz olmak için bir sebep daha...)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN