ELVAN DEMİRKAN ELVAN DEMİRKAN

Zaman kadının düşmanı değil!

Biz kadınlar, neden sürekli kendimizden şüphe ediyoruz?
Niye erkekler kendilerinin hep en iyi yönlerini görürler de; biz kadınlar sadece kötü olduğumuza inandığımız yönlerimize endeksli yaşarız?
Ne kadar akıllı ve kariyer sahibi olursak olalım, ne kadar maddi olarak kendimize yetersek yetelim, yine de kendimizden şüphe edecek bir şey buluyoruz.
Mesela en zayıf kadının bile, kafadan bir kilo derdi vardır. Ya da kalın bacaklarından yakınır..
Burnuna, saçına, yüzünde sadece kendisinin gördüğü bir tek kırışığa kusur bulur.

NE KADAR YIPRANDIN?
Sorun sadece fiziksel değil!
Evinizde misafir ağırlayacaksınızdır; yaptığınız yemeğin lezzetinden, banyonun fayanslarına kadar "Acaba beğenirler mi?" diye şüphe edeceğiniz bir şey bulursunuz.
Peki neden? Çünkü başkalarının bize karşı tavrına göre kendimize değer biçiyoruz.
Kendimizi nasıl hissettiğimizde yetiştirilme şeklimizin ve genlerimizin rolü büyük.
Hele ki 'gösterdiğiniz performans' kadar sevildiğinizi hissettiğiniz bir ailede büyüdüyseniz, o yetersizlik hissi ömür boyu sırtınızda taşıdığınız bir yük oluyor.
Ama Allah'tan sadece nasıl yetiştirildiğimiz ve genlerimizle sınırlı değiliz!
Belki beyniniz tecrübelerinizin ağırlığı ile şekillenmiş ve 'yeterli olmadığınıza' kendini inandırmış ama beyninizin nasıl çalıştığını değiştirmek sizin elinizde. (4 Nisan'da Remzi Kitabevi'nden çıkacak yeni kitabım 'Akıllı Arzular'da bu konuyu inceledim) İşim gereği, farklı yaşlarda ve farklı hayat tarzlarında yaşayan kadınlarla iç içeyim.
Tespit ettiğim en önemli şey; dış dünyada yer edinebilmek için harcadığı zaman kadar, iç dünyasını geliştirmek için de zaman ayırmayan kadın kendini iyi hissetmiyor. Çünkü kendini bir bütün olarak hissedemiyor.
Bu yüzden çoğu kadın spiritüel hayata aç. Onları anlayan bir hayata...
Burada sorulması gereken soru şu: Duygusal enerjinizi ve kendinize olan inancınızı en çok ne tüketiyor?
İlişkilerimizin baskıları, toplumun dayatması, kendimizden taleplerimiz ve çevrenin kirliliği karşısında fiziksel ve ruhsal açıdan yıpranmamız kaçınılmaz. Önemli olan ne kadar yıprandığın...
Hayat; 20'lerimizde düşlediğimiz masal, 30'larımızdaki kabus değil!
40 yaşıına gelip de bunu farkeden kadın, hayatında yeni bir döneme girdiğini hissediyor.
Hayatın ilk yarısında ihmal ettiğin veya geliştiremediğin vasıflarını keşfetmeye başlıyorsun.

KAYGISI OLMAYAN KADIN!
Onun için değil mi zaten, insanlar istediklerine sahip oldukça, hayatlarını basitleştirmeye çalışıyorlar.
Kendini ispat ihtiyacın azalıyor. Daha az otokontrol, daha çok zevk...
Ancak 40 yaş değişimin başlangıcı.
Henüz farkettiğin, ama daha sindirmediğin...
45'inde daha sindiriyorsun... Artık asıl macera dıştaki büyük hayat değil, içinde yaşadıkların...
Hayata karşı tavrını, beklentilerini ve ruh halini dengeleyebilmeyi öğrenenler o bütünlüğü hissedebiliyor.
Yoksa bu sefer de gençlik ve güzelliklerini kaybetmek korkusu ile (imkanı olanlar) kapı kapı estetikçi dolaşıyorlar.
Picasso "Gençlesmek, insanın uzun zamanını alır" demiş...
Duygusal enerjiniz; yaşınız ilerledikçe, ruhunuza 'neyin iyi geldiğini' anladıkça artar.
Yüzünde kaygıların, yetersizliğin ifadesi olmayan kadın hep gençtir.
BİZE ULAŞIN