OKAN CAN YANTIR

Aşk iki kişilik değildir

Aksini iddia edip, olaya duygusal bir boyut katmak isteyenler fena hâlde yanılıyor. Aşk dün de iki kişilik değildi, bugün de değil, gelecekte de olmayacak. İki kişilik olma durumu, aşkın doğasına aykırı zaten. Amacım sivri bir çıkış yapıp, ilişki uzmanlarının ekmeğine kan doğramak değil. Benimki olsa olsa; bir şeyin tercih edilebilir olması için, rakiplerinin de olması gerektiğine inanan bir bakış aslında. Özde çok materyalist, aşkı eşya gibi konumlandıran bir bakış izlenimi verebilir ama aşk ile ilgili her şey zaten biraz şaşırtıcı değil midir? Dünyada koşulsuz sevme, koşulsuz bağlanma diye bir şey yoktur. Misal bugün bir felaket vurdu dünyayı; şans eseri Adriana Lima ile benim haricimdeki herkes yok oldu. Dünyada karşıma çıksa dilimin tutulmasına sebebiyet verecek kadınla, artık baş başayız. Bütün dağlar, plajlar, ovalar bizim. Hayatım boyunca beklediğim fırsat, altı pasa orta olarak gelmiş; üstelik kaleci de yok. Tek yapmam gereken, ayağımı topa uzatmak. Düşünün o dakikadan sonra, Adriana ile aramda bir şeyler yaşanmama ihtimali var mıdır? Adriana ile altın kumsallardan denize girer, balık avlar, sevişir; yeni bir hayat kurmak için elimden geleni yapardım. Hatta dünyada, muhtemelen sadece rüyamda göreceğim her türlü mutluluğu yaşardım.

TEK OLMA PSİKOLOJİSİ
Fiziksel ve biyolojik koşulların avantajıyla, etrafta insan olsa, parmakla gösterecekleri bir hayata sahip olurdum. Her şey güllük gülistanlık olurdu ama bir şey olmazdı; ben Adriana'ya âşık olmazdım. Aramızda bir şey yaşanırdı ama onun adı aşk olmazdı. Olsa olsa, her gün üst üste yaşanan tek gecelik ilişkiler olurdu. Bu durumdan şikâyetçi olur muydum? Bir süre sonra, evet. Çünkü mecburen yaşandığı bilinen şeyler, bir noktadan sonra insan ruhundaki o kıvılcımları söndürür. Adriana'nın o dipsiz gözlerinin, zaten etrafta bakacak kimse olmadığından bana baktığını bilmek, ilk darbeyi erkeklik gururuma vururdu; orası kesin. Sonra, içten içe işkillenmeye başlardım, acaba beni kullanıyor mu diye. Onu koruyacak, gündüz avlanıp akşam ateşte kestane çevirecek başka biri olsa, yine yanımda kalır mıydı? Kendi kendimi doldurmaya başlardım. Oysa ki, etrafta güzellikte Adriana'nın eline su dökemeyecek başka kadınlar da olsa; ama her birinin ayrı mutluluklar yaşatabileceği ihtimalini düşünüp, heyecanlansam. Sonra, anlık heyecanlara kapılmamayı öğretsem bu erkek ruhuma, dönsem Adriana'nın yanına; işte ben o zaman gerçekten âşık olmuşum demektir. Aynı şekilde Adriana, etrafta erkek aslan gibi şov yapan başka hemcinslerime rağmen, akşam benim pişirdiğim kestaneyi yiyor ve omuzlarımda uyuyorsa; işte ben, bana âşık olduğunu o zaman anlarım. Aşk, uğrunda, başka fırsatların görmezden gelindiği ortamların konusudur. Yani, etrafta başka kadınlar varken, gelip aynı kadının dizlerinde huzur bulmaktır aşk. Eğlenecek başka kadınlar varken, aynı kadınla eğlenmeyi bilmektir aşk. Ve her seferinde yeni heyecanlar yaşatacak kadınlar varken, aynı kadınla, farklı heyecanlar yaşayabilmektir… O yüzden aşk asla iki kişilik değildir, olmamalıdır zaten. Aşk, anlamını ikiden fazla kişi olduğunda bulur… Aşık olmak işte bu yüzden zordur… Aşkı iki kişilik yaşayanlar, köprüden önceki son çıkıştan ayrılsınlar. Çünkü er ya da geç o iki kişilik dünyaları, bir depremle sarsılacak. Asıl hüner, her türlü dış etkiye rağmen beraber olabilmekte ve Adriana'yı kendine âşık etmek için, bir felaket beklememektedir…
BİZE ULAŞIN