OKAN CAN YANTIR

Kurtlar Vadisi-Aysel

Bizim diğer milletler karşısında ezikliğimiz, çocukluğumuzdan başlar. Daha dünyayı yeni anlamlandırmaya başladığımız dönemlerde, elin gâvurundan kaç sene geride olduğumuzdan tutun da onların Ay'a giderken bizim yaya kalışımıza kadar; moral motivasyonumuzu sıfırlayıcı ne kadar konuşma varsa, hepsi yapılır. Sonra da bu milletin evlatlarından, dünyaya kafa tutması beklenir. Daha mahalle arasında çift kale yaparken, Almanların ne kadar disiplinli oynadığı, Hollandalıların da kaleyi gördüğü zaman zımba gibi şutlar çektiği anlatılırdı bize. Üstelik bunu da mahallenin aklı başında ağabeyleri yapardı. Sonra sen büyüyünce Alman'a, Hollandalı'ya, İngiliz'e kafa tut tutabilirsen! Daha genetik kodlarımız, rafadan kıvamdayken aşılanır bize, eloğlunun marifeti. Ben yaz döneminde, sırf Almanya'dan geldi diye, mahalle takımına dâhil edilen onlarca kuzen tanıdım. Yaşadığı coğrafya dolayısıyla, iyi futbol oynayabildiği varsayılan bir çocuğun arkasında yedek beklemenin acısını, ancak bu coğrafyanın çocukları bilir. İngilizlerin kanat organizasyonları, İskandinavların disiplini, Japonların çalışkanlığı… Bunlara hiç girmiyorum bile.

İŞİN RENGİ BAŞKAYMIŞ

Sonra biz büyüdük; gördük ki aslında dünyanın başka yerlerinde yaşayan çocuklarla aramızda o kadar da fark yokmuş. Onlar bizden biraz daha sistemliymiş; o kadar… Ama bizim de ayağımıza top, en az onlar kadar yakışıyormuş, biz de en az onlar kadar iyi müzik yapabiliyormuşuz… Zamanla futbolda yakaladık onları. Takımlarımız Avrupa şampiyonu bile oldu. Bir dönem içimize dert olan Eurovision'u bile kazandık. Hayat, çocukluğumuzda aklımıza hiç gelmeyecek başarıları yaşattı bize, duvarlarımız bir bir yıkıldı… Ve, geçen ay öyle bir şey yaşandı ki, çocukluğumuz boyunca gözümüzde büyüttüğümüz medeniyetlerle aramızdaki son duvarı da yerle bir etti. Biz küçükken, İsrail dendiği zaman; bilim, ilerleme ve mantık gelirdi akla... "Adam denizden toprak kazanmış, senin burada yetiştiremediğin sebzeyi, meyveyi yetiştiriyor" bizim oraların en bilindik övgü cümlelerinden biriydi. "Adam, deniz suyunu arıtıp, çölün ortasında vaha yapmış" da, ekseriyetle yağmur beklentilerinin boşa çıktığı zamanlarda kullanılan serzenişlerden biriydi. Peki, ne oldu da bizdeki bu algı yerle bir oldu? Birkaç hafta önce, bir dizi yüzünden, büyükelçimiz bakanlığa çağrıldığında anladım ki o gözümüzde büyüttüğümüz İsrail'i yönetenler, oturup Kurtlar Vadisi izliyormuş. Bildiğiniz prime-time izleyicisi yani. Arkadaş, ben hayatımda bu dizinin bir bölümünü izlemiş değilim; sen koskoca bakanlıksın, niye bu kadar ciddiye alıyorsun! Bunlar Allah bilir, araya giren reklam kuşağı uzadı diye sinire de kesiyordur. Biz seni, çölde vaha yaratan medeniyet olarak bilelim, sen eline ay çekirdeğini al, otur dizi izle; olacak şey mi? Bu dakikadan sonra benim için, İsrail'ın dışişleri yetkilileriyle, çocukluğumun Aysel teyzesi arasında en ufak bir fark kalmamıştır. Aysel teyze de açardı televizyonunu, alırdı eline çekirdeğini… Çıt çıt çıt… Yalnız Aysel teyzeye misafirliğe gittiğinde, televizyonda eğlence programı varsa yüzüne bakmazdı ama hiç olmazsa önüne bir bardak çay koyardı... Kendi kendine oyalanırdın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN