OKAN CAN YANTIR

Kadın hâllerı

Yazacağım satırlarla, bu haftayı kendime zindan edeceğimin farkındayım. Artık ayrımcılığım mı kalır, ezikliğim mi, çekemezliğim mi... Orasını, bu dakikadan itibaren e-posta yoluyla gelecek tepkilerden çıkaracağız. Sabah, aslında öncekilerden hiç farkı olmayan bir güne uyandığımı düşünüyordum. Her şey istediğim gibiydi; gittim televizyonu açtım ve karşıma çıkan ilk kanala boş boş bakmaya başladım. İşte ne olduysa o anda oldu. Hayır, sadece benim açımdan o anda oldu; yoksa ben uykumun derin bölgelerindeyken, birtakım kadınlar bir stüdyoda toplanıp, önemli meseleler tartışmaya başlayarak, çok fena hizmetlerin temellerini atmışlar zaten. Yaklaşık altı kadının, aynı anda bağırarak konuşmak suretiyle devam eden tartışmasının konusu; dizilerin Türk aile yaşamını olumsuz etkileyip etkilemediğiydi. Akademik bir tartışmadan bahsetmiyorum; adı geçen güruh, bir dönem, çöpçatan programları sonrası yorum yaparak hayatımıza giren teyzelerden oluşuyor. Beş dakika dikkatlice izledim, arka sıralardan bir teyze, kendi mahallelerinde de Behlül benzeri fantastik ilişkiler yaşayanlar oluğunu söyledi. O sırada ön sıradan, cevval bir abla mikrofonu kaparak, aile değerlerimizi unuttuğumuzdan bahsetti. En önden, eniyle boyu arasında tam bir orantı olan bir teyze lafa girerek, Bihter'in aslında suçsuz olduğunun altını çizdi. Kendi kendime sordum, "Şu gördüğün tipteki kadınlarla aynı ortamda yaşamak, insan hayatından ne kadar götürür?" diye. Bence kemiksiz bir beş seneyi vakumlar... Sonra çıktım evden, gazeteye doğru giderken yol üstünde bir ATM'ye uğradım; hani varoluş amacı, insanların hızlıca para çekebilmesi olan hizmetten bahsediyorum. Önümde bir kadın. Normal bir işlemin en fazla iki dakika sürebileceğini düşünerek ve bunu ikiyle çarparak, dördüncü dakikanın sonuna kadar sükûnetimi korudum. Bütün ATM'ler ortak ya şimdi, yan tarafta geçsem, işimi sorunsuz hallederim ama inat ettim. Beşinci dakikada teatral yeteneğimi konuşturarak, öksürük şovumu da devreye soktum; hani, bekleyen birinin olduğu belli olsun diye... Bu arada sıra uzadı, mağdurlar olarak beş kişilik küçük bir grup olduk. Kendi kendime düşündüm; hani bankacılık, anlamadığımız zor bir meslek ya, acaba kadın, dünya piyasalarını sarsacak bir işlem mi yapıyor! O da ne! Yedinci dakikanın sonunda insafa geldi ve "Kart İade" tuşuna basarak, beş kuruş bile çekmeden işlemi tamamladı. Gönül bu kadar beklemenin sonunda, kırmızısı olur, yeşili olur; bir banknot görmek de istiyor... Tamam, para çekmedin ama ayrılırken bu kadar beklettiğin ahaliye bir "Pardon" denmez mi? Teknik olarak mümkün olmasa bile o botokslu yüze, yalandan bir gülümseme ifadesi kondurulmaz mı? Beni geren, birtakım kadınların bu rahatlıkları işte! Toplumun geri kalanının, kendi keyfine tabi olduğunu düşünme hâlleri... Bu 'tip' de, temizinden bir yedi seneyi alır insan hayatından. Üstelik sabah programındaki teyzeden de daha tehlikelidir. Toplumda belli bir statüsü var ya; üstüne basa basa hissettirir... Sonra gün içinde yaya geçidinin ortasına park edip, uyarımı dikkate bile almayan bir kadınla da karşılaştım; gitti mi sana birkaç sene daha... Şimdi, bunların aynılarının, erkek versiyonları olduğunu da söyleyeceksiniz; çok da doğru yapacaksınız. Ona hiç itirazım yok! Ben sadece birtakım kadınların, üstelik çoğu da belli ekonomik seviyenin üstünde olanların, bir özgüven patlaması yaşadıklarını ve çoğunlukla bunu kontrol edemediklerini söylüyorum... Kötü bir şey de yapmıyorum yani; ATM'lerde boş boş beklemeyelim, yaya geçidinden adam gibi geçelim diye söylüyorum bunu... Bir de şu güzel dünyada, iki gün fazla yaşayalım istiyorum...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN