OKAN CAN YANTIR

Kötünün iyisi

Geçen gün kafama takıldı, araştırdım. Başka dillerde, 'kötünün iyisi'ne denk gelen bir tanım var mı diye? Elimin yettiği, internet teknolojisinin uzandığı mecralardan, gerekli doneleri elde ettim. Bilinen majör dillerde, bizdeki anlamı ve sıklığıyla kullanılan bir "kötünün iyisi" tanımı yok. Denk gelen anlatımlar var ama ben toplumun genlerine nüfus etmiş, o "kötünün iyisi ama idare ediyoruz" halinden bahsediyorum… Bu ülke iyidir, güzeldir ama insanı fena hâlde kötünün iyisine alıştırır. Kötü olduğunu bilirsin ama muadilleri içinde bir adım öne çıktığını bildiğinden, sineye çekersin. Siyaset biliminde 'primus inter pares' (eşitler arasında birinci) diyorlar bu hadiseye. (Araya bir-iki siyaset terimi de katalım ki, yazının elle tutulur bir tarafı olsun. Eleştiren falan olursa, 'siz anlamadınız' ayağına yatarım.) Mesela bu ülkede oynanan futbol kötüdür. Yayıncı kuruluşa çuval dolusu para verirsin; izlediğin futbol beş para etmez. Statta maç izlemek için cefanın âlâsını çekersin, 75. dakikadan itibaren, 'erken çıksak da, trafiğe kalmasak' moduna girersin. Büyük takımlarımız, her transfer döneminde milyonları savurur, dünya yıldızı diye istihdam ettikleri adamların, bizim küçük dünyamızın yıldızları olduğu bir deplasman, iki Avrupa maçı sonrası anlaşılır. Galatasaray da kötü futbol oynuyor, Fenerbahçe de, Beşiktaş da, Trabzonspor da; kimse kimseyi kandırmasın. Üstelik yıllar sonra şampiyonluk kupasının ucundan tutan ilk Anadolu takımı olan Bursaspor da kötü futbol oynuyor. Ama biz bu kadar kötünün içinde, nispeten daha kabul edilebilir gerekçeleri olan Bursaspor'u tutuyoruz. Kötünün iyisine sarılıyoruz mecburen... Bu ülkede kötü televizyon programları yapılıyor; basbayağı kötü yani. Uydu teknolojisi sayesinde, yabancı kanalları da izleme fırsatımız oluyor da, aradaki farkı görüyoruz. Mesela BBC'de "Top Gear" diye bir program var; büyük ihtimalle dünya televizyon tarihinin en iyi programıdır. Bir ona bakıyorsun, bir bizim kanalları parsellemiş programlara bakıyorsun; ikisini yapan da insansa, arada nasıl bu kadar fark oluyor diye kendi kendine soruyorsun. Şimdi hiç kimse; ekonomik şartlardan, mevcut durumlardan bahsetmesin. Biz kötünün iyisine alışmışız. Ve bunun böyle devam etmesi, hiçbirimize rahatsızlık vermiyor. Bu ülkede gece hayatı kötü. Popüler diye kaskallanan çoğu mekânda, balık istifi duran ve birbirini kesen insanlardan başka şey yok. İçeride bir kadeh içkiye ödediğiniz para, Avrupa'nın kalburüstü başkentlerindekilere rahmet okutuyor. Ama ahali her hafta sonu, bu mekânlarda içtima düzeni almayı ihmal etmiyor. Eğlenmiyor ama yine de gidiyor; çünkü bundan rahatsızlık duymuyor. Kötünün iyisine, ekmek banıyor… Bu ülkede, mönülerinde Türkçe kelime bulamadığın asortik restoranların birçoğu, lezzet durağı olmaktan uzak. Daha dün, şehrin parmakla gösterilen restoranlarından birinde, adı 'Fasulye Yatağında Bonfile' olan bir yemek sipariş ettik; gele gele, kuru fasulyenin içine bırakılmış bir dilim bonfile geldi. Tamam, kuru fasulye şahanedir ama sırf mekânın adı hürmetine, üstelik de lezzetsiz bir tabağa deve yüküyle para ödemek neyin nesidir. Ama sorsanız, o mekânda görünmediyseniz sizi bazı arkadaş ortamlarına bile kabul etmezler. Bu ülkede ilişkiler de böyledir. Etrafta evlenecek kadın bulamayan adam; hafif bir kaptırdığı kadınla, 30'una merdiven dayayan kadın da aynı motivasyonla "Acaba mı?" dediği adamla gelecek planları yapar. Sorsanız da "Kötünün iyisi işte napalım, etrafta iyi mi kaldı!" der. Çünkü bu ülke, kötünün iyilerinin hüküm sürdüğü bir yerdir ve her kötü, insan ruhunu biraz daha çıkmaza sokar...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN