OKAN CAN YANTIR

Alışveriş şifreleri

Geçen gün bir vesileyle yolum, yabancı bir dekorasyon mağazasına düştü. Şimdi burada ismini verirsem, yazının ilerleyen bölümlerinde elim kolum bağlanır, bir şey söyleyeceksem de söyleyemem. O yüzden bu stresi yaşamaktansa, şifreli girelim işe; siz de rahat edin, ben de… Evin üç beş eksiğini bahane edip attım kendimi mahşeri kalabalığın içine. Aslında çok kalabalıkçı değilimdir, sıkılırım; üstüme üstüme gelir insanlar. Hani müessese bir torpil yapsa, tercihen açılmadan yarım saat önce mekâna dalıp, alışverişimi tamamlamayı tercih ederim. Ama baştan aşağı bir Avrupa kültürü hâkim ya ortama, biz de eşitlikçi ruhla, paşa paşa bıraktık bünyeyi kalabalığın kucağına. Bir insanın karakterini anlamak için ya onla aynı evde kalacaksın ya yola çıkacaksın ya da alışveriş yapacaksın. Benim insanlık analiz kriterim bunlarıdır. Bir kapalı tribün dolusu insanla yollara düşemeyeceğime veya aynı eve çıkamayacağıma göre, hazır da ortama gelmişken dedim ki bir etrafı kolaçan edeyim. Bakalım, bizim insanımız alışveriş sırasında ne gibi mesajlar veriyor... O üçlü kanepede mutluluk tablosu çizen abi: Yan taraftaki 'Yuvanızda sınırsız mutluluk' temalı mesajın etkisiyle bıraktın bünyeyi kanepeye. Üstelik yengeyi de aldın kollarının arasına ve etrafa, sahalarda görmek istediğimiz cinsten görüntüler veriyorsun. Baktın kanepenin fiyatına, uygun taksit olanaklarını da hesapladın. Acaba peşin fiyatına bölüyorlar mı, bu detaya bile girdin. Seni bu müthiş rüyadan uyandırmak istemem ama o kanepeyi alıp eve gittiğinde, verdiğin fotoğraf hiç bunun aynısı olmayacak. Bir kere büyük ihtimalle hangi kanalın seyredileceği konusunda bir tartışma yaşanacak ve yenge büyük ihtimalle, akşamı mutfakta veya oturma odasında geçirecek. Diyelim hangi dizinin seyredileceği konusunda mutabakata vardınız; ya hafta sonu gelince ne olacak? Girmişiz ligin son üç haftasına, sen pazar eğlencesi mi dinlersin; alırsın eline kumandayı, yayılırsın kanepeye. Takımın bastırdıkça da mağazada verdiğin o tandem mutluluk fotoğrafı mazide kalır... Ya, muhtemelen yeni evlendiği eşine şirin görünmek için wok'tur, tenceredir, tavadır karıştıran abiye ne demeli? Kendimden biliyorum da söylüyorum; erkekler için bu tip mağazaların en tehlikeli yeri, mutfak gereçlerinin satıldığı bölümdür… Çünkü sağlam bir bıçak seti, gastronomiyle tek ilişkisi yumurta kırmak olan erkeğin bile aklını alır. Önce yavaş yavaş sokulursun o bıçağın yanına, sonra elinle keskinliğini test edersin; hop alışveriş sepetine. Mutfağın en müstesna köşesinde yer bulur ilk başta, sonra yavaş yavaş gündemden düşer. Arada bir bakar, efkârlanırsın; hepsi o. O heyecanla sarıldığın tava, tencere, wok... Onların akıbeti farklı mı peki? Şimdi binbir hevesle ve yüzündeki o sempatiyle alıyorsun ya onları. İki ay sonra görürüm seni… Amacım şu dar zamanda şahlanmaya çalışan ekonomiye darbe vurmak değil. Bilâkis ben de istiyorum böyle alınsın verilsin, ekonomiye can verilsin. Hatta ben de biliyorum bu boru başka boru, güvenli sağlam boru... Ama şurada iki satır ahkâm kesme imkânımız varken, ahaliyi uyarayım istiyorum. Türk erkeğinin aklı başına sonradan gelir. Önce pembe hayaller kurar, mal bulmuş magribi gibi saldırır. İki vakte kalmadan da, o kadar para ödediği teçhizatı, hayatının geri dönüşüm kutusuna yollar... Onu bunu bilmem de bence o alışveriş gününün yıldızı, mağaza çıkışında güzel köftesini indiren abiydi. Baktım yanında alışveriş torbası falan da yoktu. Belli ki eli k.çında havaya baka baka gezmiş mağazayı; sonra vermiş kendini köfteye patatese... Zaten hayatın şifresi bu değil mi? Günün sonunda yanımıza kar kalan gördüklerimiz ve yediklerimizdir...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN