OKAN CAN YANTIR OKAN CAN YANTIR

Bu hayat mutlu erkekleri ödüllendirir mi?

İyi insan olmak mıdır bu hayattaki en büyük amacımız, mutlu insan olmak mı? İkisinin bir arada olabileceğine dair ciddi şüphelerim olduğu için soruyorum; yoksa hem iyi olmak hem de mutlu olmak hepimizin işine gelir… İyilik daha çok dayatılan, normları olan; mutluluk ise daha içsel, insanın kendi içinde yaşadığı bir durum. İyilik, ilk sokağa çıkılan andan itibaren hissettirir kendini; iyi çocuk üstünü kirletmez, iyi çocuk arkadaşlarıyla kavga etmez, iyi çocuk baba eve gelmeden sokaktan döner. İyi çocuk dalından erik de çalmaz. Bütün bunları yapmaz iyi çocuk; "Aferin!" derler; ama mutlu mu, çocukluğunu doyasıya yaşayabiliyor mu, düşünmezler… Bu hayat, kurallara uyanı, iyi olanı daha ilkokul sıralarında ödüllendirmeye başlar. Düzenliysen, etliye, sütlüye karışmıyorsan, kafana yatmayan şeylere bile itiraz etmiyorsan; tebrikleri toplarsın. Üstüne notların da az buçuk yerindeyse, ailen, veli toplantılarından, başı dik, gögsü kabarmış şekilde ayrılır. Çünkü iyi bir evlatları vardır, sınıf arkadaşına örnek gösteriliyordur üstelik. Bu, her aileye mutluluk verir. Çocuk bu durumdan mutlu mudur, yarım kalmış bir şeyler var mıdır; orası önemli değildir… Mahalle maçında dizini kanatamamıştır, gelişine vurduğu bir topla komşunun camını indirmemiştir ama olsun. En nihayetinde iyidir… Ve bu hayat, iyi erkekleri ödüllendirmeye daha çocukluk yıllarından başlar.

HAYAT İYİ OLMAYI ÖĞRETİR
Sonra, hayatı yavaş yavaş kurallarına göre oynamayı öğrenir. Hayatı yaşamaz, hayatı oynar. Çünkü istediğini elde etmek için 'puzzle'ın parçalarını birleştirmek durumundadır. Çalışmaya başlar, işyerinin kuralları çıkar karşısına. Sabah oturur bilgisayarın başına, akşam kalkar; çoğunda da gökyüzünü görmeden. İşler tıkırındadır, çünkü ait olduğu müessesenin kurallarına, dibine kadar sadıktır. Aldığı paranın hakkını sonuna kadar vermektedir; iyi elemandır yani. Sonra hayatı boyunca biriktirdiği iyiliklerle, aşık olur. Zanneder ki, onu bugüne kadar kanatları altına alan, "kurallara uyma alışkanlığı" aşkta da geçer akçe olacaktır. Ama olmaz. İyi çocuk olmanın ödüllendirilmediği bir yer varsa o da aşktır; günümüz aşkları. Çünkü iyi olmak kâğıt üzerinde avantaj sağlar, iş gerçek hayata geldi mi, o iyiliğin simleri yavaş yavaş dökülür. Hatta belli bir yerden sonra sıkıcı yapar adamı. Çünkü kadınlar, etraflarıyla tanıştırdığı zaman iyi olmasını istiyor sevgililerinin; ama kendilerine kaldığı zaman bir serseri. İyilik altyapısından yetişmiş erkek de bir türlü serseri olamıyor. Filmlerde gördüğü Hollywood serserilerini taklit etmeye çalışıyor o da olmuyor. Artık kimse, uzun dönemli plan yapmıyor; aşkta bile… En fazla 1+1 sözleşmeler imzalanıyor, o bir yılı da opsiyonlu. Çünkü modern hayat beynimize 'anı yaşamak' diye bir saçmalık soktu itinayla. İnsan hayatının da, davranışlarının da, beğenilerinin de, ışık hızıyla değişen topluma ayak uydurmasını istedi. Anı yaşamak iyidir ama insan ruhu; çizikleriyle, mutluluklarıyla, yaralarıyla bir bütün. Gözünü kapattığında, üç sene sonra mutlu bir yuvayı ve ayak altında dolaşan çocukları hayal ettiren özellik bu. Belki de bizi diğer canlılardan ayıran özellik…

DEĞERİN KIYMETİNİ BİLMEK
Ama bize itinayla, gününü yaşa diyorlar; kimse, elindeki değerlerin kıymetini bil demiyor. Hayattan keyif al diyorlar, bugün yaşa, bugün tüket; mutluluğu bulmak için sakın çabalama… Hazırda ne varsa onla yetin… "Kadınlara değer verdiğini belli etmeyeceksin" diyor bizim jenerasyonumuz. Çünkü elindeki değerin kıymetini bilmek, o değere sahip olmanın mutluluğunu yaşamak, ele ele verip hayatın tadını çıkarmak ayıp sayılıyor. Cemal Süreya nefis dizeler yazarken kadınlara hata mı yapmıştı, ya büyük usta Atilla İlhan… "Ben sana mecburum bilemezsin… Adını mıh gibi aklımda tutuyorum" derken, abartı bir sevgi mi göstermişti… Neden güzel cümleler kurulmuyor artık sevgililere? Neden, sihirli kelimelerle anlatamıyoruz artık kadınları? Artık günlük yaşıyoruz; mutluluk yerine heyecana yatırım yapıyoruz diye mi? Yoksa hayat mutlu erkekleri ödüllendirmiyor diye mi? Bir süredir bunu düşünüyorum…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları