OKAN CAN YANTIR OKAN CAN YANTIR

Gece çalan telefon

Bu hayatta sevmediğim bir şey varsa; o da gece, ben uyurken çalan telefondur. Gece, uyanıkken çalan telefondan o kadar korkmuyorum da, uykudayken çalanı, sanki hiç hayır getirmeyecekmiş gibi geliyor bana... Hani, ortamların sosyal çocuğu falan da olmadığımdan, gecenin bir köru çalan o telefon, muhtemelen "10 numara bir parti var, bekliyoruz!" mesajı da içermez; bu yüzden korkmakta, kendime göre haklı sebeplerim var. Desem ki ev sahibi kiraya zam yapacak, onun da belli bir dönemi var. Hadi, kontrat gününü şaşırdı; gecenin bir yarısı niye arasın… Memlekette savaş çıktı da cepheye çağrıyorlar desem, askerliğimi dibine kadar yazıcı olarak yaptım; benden cephede de hayır gelmez… Yani o telefon, gecenin o saati çalıyorsa, işin içinde mutlaka bir bit yeniği vardır. Ben öyle düşünürüm yani. Uykudaki yalnızlık güzeldir ve o yalnızlığımı bölsün biri, istemem.

YALNIZLIK PAYLAŞILIR MI?
"Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz" demiş Özdemir Asaf. Yalnızlık iyi midir, kötü müdür? Paylaşılınca, insanı rahatlatır mı? İşin bu tarafı beni hiç ilgilendirmiyor. Ben, gece yarısı çalması muhtemel o telefona takığım! Yalnızlık özel bir durumdur, ekstra bir çaba gerektirmez. Her dakika etrafında insan olsun istiyorsan, bir kere kafadan bu işe yatırım yapman lazım. Konserdir, partidir, açılıştır, kapanıştır… Bunların hepsinde itinayla bulunman lazım. Gün geldi, kurumsal organizasyonlardan istediğin verimi alamadın, etrafını doldurmak için, oturup kendin çabalamak durumunda kalırsın; akşam çayı, ev partisi… Kalabalık, insanı tektipleştirir bir de. Yani, ben etrafımdaki örneklere bakınca, böyle bir sonuç çıkarıyorum. Dikkat edin, televizyonların, gazetelerin magazin sayfalarına; gecelerin tozunu 'takım' hâlinde atanların hepsi bir şekilde birbirine benzemiyor mu? Mutluluk ifadeleri bile tek tip değil mi; hafiften riyâkar… Gülmeler, konuşmalar, tonlamalar… Çıkın Nişantaşı'na, Bağdat Caddesi'ne; karşınızdan gelen herkese 'Ben bunu biraz önce görmemiş miydim!' ifadesiyle bakmıyor musunuz? Yalnızlık, doğası gereği böyle bir risk içermez. Tektipleştirmez; herkesin yalnızlığı kendine özeldir. Kimini şair yapar, kimini yazar, kimine de kafayı yedirir ama en nihayetinde, şahsa özgü bir durumdur. Yalnızlık insanı geliştiren de bir duygudur. Yalnızlık insanı büyütür; çünkü yalnızlığı yaşamak, işin içine ruhu katmayı gerektirir. Kalabalıkta bulunmak öyle değildir. Hiçbir şey bulamazsa, ekibin geneline uyar insan; mutlu mesut zaman geçirdiğini zanneder… Yalnızlık beyazsa, kalabalık gridir... Yalnızlık zeytinyağlıysa, kalabalık ortaya karışıktır… Uyku da insan hayatındaki en ciddi yalnızlık hâlidir. Bu yüzden, tarihe mal olmuş dahilerin, uykuyla ilgili önemli anıları var. Geçen gün bir makalede gözüme çarptı, Salvador Dali, yaratıcılığını artırmak için eline bir anahtar alır ve sandalyede uyumaya başlarmış. Uykuya daldığı anda, elinden düşen anahtarın sesiyle uyanırmış. Aynı şeyi, bir saat boyunca tekrarlarmış. Bu saniyelik uykuların da, yaratıcılığına çok katkısı olduğunu söylermiş. Eyvallah ama adımı tarihe yazdıracağım diye elime anahtar alıp, sandalye tepelerinde uyuyamam... Sırf arkamda müthiş eserler bırakacağım diye yere doksan derece pozisyonda kestiremem. Ben kıvrılırım yatağa, en saf yalnızlığımın tadına varırım. Uyanıca da fena huysuz olurum; severim bu hâlimi üstelik… Uykuya ilişkin sevmediğim tek şey, gecenin köründe çalma ihtimali olan o telefondur. Çünkü o telefondan hayır gelmez. O telefon, yalnızlığımı itinayla bozar… Bulacaksa da beni, sabah uyandığımda bulsun haber… Zaman zaman, hayatı biraz geriden takip etmenin zararı olmaz…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.