OKAN CAN YANTIR

Bir destana ihanet

'Ortaya koyduğu eserlerle popülariteleri arasında ters orantı olan isimler' Top-
10'u yapsam, listenin tepesine mutlaka Sinan Çetin'i yazarım. Söz konusu sinema olunca neden bu kadar 'dâhiymiş' gibi göründüğünü hiçbir zaman anlayamadım.
Bu düşüncelerimi bir kenara bırakıp yeni filmi 'Çanakkale Çocukları'na gittim.
Çanakkale Savaşı bu ülkenin en önemli kahramanlık destanlarından biridir ve maalesef yeni nesillere layıkıyla anlatılamamıştır.
Mehmet Akif Ersoy dışında bu ülkenin edebiyat tarihi; Çanakkale Savaşı'na ne bir roman, ne bir piyes, ne de bir şiir hediye etmiştir. Anlatılsa kitaplara sığmayacak bir destan, her sene Anzaklar'ın atalarını yad ettiği ve bizim de o vesileyle hatırladığımız bir 'yaşanmışlığa' dönüştürülmüştür.

MÜSAMERE TADINDA
Dünya tarihinde üç neslin aynı siperde şehit olduğu başka bir savaş yoktur; dede, oğlu ve torunu... Savaş boyunca 5 milyona yakın insanını kaybeden Osmanlı İmparatorluğu'nun emperyalizme en büyük başkaldırısı olduğu için önemlidir Çanakkale Savaşı.
Ben filmde gördüğümün özetini geçeyim. Öncelikle ortada bir film yok, senaryo yok, kurgu yok, akıllarda kalacak tek bir fotoğraf yok... İki oğlunu iki ayrı tarafın askeri olarak Çanakkale'ye gönderen bir annenin dramından hareket etmek, ne de güzel bir fikirmiş aslında.
Ama iş uygulamaya gelince, ortaokul müsameresinden bir adım öteye gidilememiş.
Sinan Çetin; yapımcı, yönetmen ve aynı zamanda senaryo yazarı olmaya çalışınca sonuç bu oluyor demek ki. Oğlunu aramak için siperlerde beyaz kıyafeti ve şemsiyesiyle elini kolunu sallayarak dolaşan bir anne... Klişelerden sıyrılamamış diyaloglar... Savaş karşıtı mesaj vermeye çalışırken tarihi gerçekleri ayaklar altına alma... Filmin çok şey vaat ediyormuş gibi görünen fevkalade sıkıcı açılış sahnesinden canlı çıkarsanız, sizi bekleyenlerin özeti bu.
Herkesin istediği her senaryoyu filme alma gibi bir özgürlüğü var. Bir şartla; yaptığı işi ciddiye alarak. Görünen o ki bu destanı anlatmak Sinan Çetin'e bir beden büyük gelmiş.
Bir eleştiri de filmdeki klişelere alet olmuş Haluk Bilginer'e. Ülkenin en önemli aktörlerinden birisinin böyle bir projenin parçası olmasının mantıklı açıklamasını bulmak zor. Acaba Haluk Bilginer projeye, senaryoyu okumadan mı onay verdi?
Filmden bir mesaj çıkarmak değil de, filmi sonuna kadar izleyebilmek büyük başarı.
Sinan Çetin, filmin yarattığı etkiyi bu açıdan değerlendirirse daha doğru sonuçlara varır diye düşünüyorum...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN