ÖNCEL ÖZİÇER ÖNCEL ÖZİÇER

Kızları da alın askere!

Bundan birkaç ay önce "Asker uğurlayacak, sonra da oturup yolunu gözleyeceksin" deseler "Hade len!" derdim.
Ama bu yaştan sonra bunu da yaşayacağımız varmış işte!
Çünkü benim, yaşı komutanlarını katlayan Kerem'cim, uzun yıllar yaşadığı New York'un tozlarını ayaklarından silkeleyip "Ver elini asker ocağı" dedi.
Ama ne deyiş!
Onunla birlikte bir tabur arkadaş da tüm hazırlıkları adım adım yaşadı.
Önce upuzun saçlı, kaytan bıyıklı kazık kadar adamın, nasıl yavaş yavaş kafası traşlı, yüzü parlak bir oğlan çocuğuna dönüştüğünü gördük.
Ve bu dost taburu olarak da bir süredir "Kerem'in askerliği acaba nereye çıkacak?"tan başka muhabbet yapmadık.
En sonunda da perşembe gecesi öğreneceğimizi öğrendik.
Aman kardeşim o ne enteresan bir bekleyişmiş.
Dedik ya, bunu da tecrübe edeceğimiz varmış diye...
Doluştuk taze askerin evine; bir yandan annesi bir yandan biz, gerginlikten ota-mota gülüyor, gözümüzü de bilgisayar ekranından ayırmıyoruz.

BEN DE ASKERE GİDERDİM
Gerçi biz ne zaman neye gülmüyoruz ki? Her ortamda her şartta...
En akıllımız kazıkta bağlı olduğu için, hayat bize güzel anasını satayım.
Neyse... Bu arada, çok enteresan, günlerden bir gün, böyle askerlik sonucunu bekleyen cin fikirli bir arkadaş, ikide bir sayfa tıklamaktan yorulup "Başlarım ben böyle işin şarap çanağına" demiş ve minik bir program yazmış.
Giriyorsun o programı bilgisayarına, alet sonuç gelene kadar kendi kendine tıklayıp duruyor.
Biz de öyle yaptık.
Sonuç gelince de alarmik bir sesle uyarıveriyor. Sonunda o sesi de duyduk!
Kerem ekranı kendine çevirdi önce ben bakayım diye. O ekrana biz ona baktık. Ve sonuç...
Size söylemem... Ama çoooook uzaklar diyebilirim.
Aman bizimki bu işe ne sevindi, ne sevindi.
Uyum ülkesinin iyimserlik prensidir zaten kendisi. Bizim yüzümüzün düşmesine de izin vermedi. "Siz deli misiniz, ne zamandır orayı görmek istiyordum. O coğrafyada yaşamak enteresan olacak, keşke uzun dönem çıksaydı" dedi.
Biz de "Zaten sana değil oradakilere üzülüyoruz biz oğlum, aralarına kimin katılacağından haberleri yok gariplerin" dedik, hep beraber mevzuyu Pollyanna'ya bağladık.
Bazı şeyleri bu kadar yakından yaşayınca insan bir tuhaf oluyor ama...
Erkeklerin hayatının çok, hatta belki de en önemli devresi bence bu... En zor sınavları...
Bunca sene alıştığın ortamdan, insanlardan, işinden, evinden, yediklerinden, giydiklerinden, saçından, sakalından vs. bir anda pat diye kopup, daha önce bulunduğun hiçbir yere benzemeyen, sadece oraya ait kuralların geçerli olduğu, hata affetmeyen, çok sert bir dünyaya giriyorsun.
Hayatını makasla bir yerden kesiyorlar, araya tamamen farklı bir parça koyuyorlar ve sonra seni tekrar normal hayata salıyorlar.
Çok ilginç değil mi?
Ve sanırım erkek olsaydım ben de Kerem gibi askere hevesle giderdim.
Arada dünyanın ve de memleketin aslında kaç bucak olduğunu deneyimlemek iyi gelebilirdi.
İşte şimdi tam da bu noktada Erkin Koray'dan 'Kızları da alın askere' isimli şarkıyı mırıldanıp o çoook uzaklara doğru ben de yolu çıkıyorum.
Paşamızı birliğine teslim edip aynı uçakla geri döneceğim de...
Vay be! Yapmadığımız bir bu kalmıştı, o da oldu!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları