ÖNCEL ÖZİÇER ÖNCEL ÖZİÇER

Yedi deliler mor budalalar

Yok 21 Aralık'ta ay tutuluyormuş yok Merkür yine geri vitesteymiş, bu sefer hiçbir şeyden etkilenmeye vaktim yok. Tepemde yumurta pişiyor. İşim başımdan aşmış. Demek ki insan ancak boş zamanı olunca buluttan nem kapıp depresif hallere girebiliyor. Daha önce de yazmıştım ya hani Alaçatı'daki evi ağır tadilata soktum. İki aydır benim sevgili dostlarım Demet Akbağ ve Zafer Çika ikilisinin yazlık evinde konuşlanıyorum. Daha doğrusu psikopat kedim Cacık Hanım'la beraberiz. Ama yüzdüm, kuyruğuna geldim de bir sorun bakalım, nasıl geldim? Benim gibi kendi düzeninden, kendi evinden ayrıldığında huzursuz keçi gibi toprağı eşeleyen, şaşkın ördek gibi ne yana yüzeceğini şaşıran bir kadın için iki ay göçebe hayatı sürmek ne demek? İsterse Tac Mahal'de ikamet edeyim, ben biliyorum ki ille de kendi evim derim. Öyle gergin olunca, işler de taklaya geliyor tabii... Buraya geldiğimden beri evin başına gelmeyen kalmadı. Bir benim tadilattaki eve koşturuyorum, bir bu evin bozduğum yerleri için tamirci kovalıyorum. Bütün bunların üzerine artık kendi aralarında haberleştiklerine yüzde yüz inandığım sokak hayvanları çetesi var. "Oğlum koşun len, şurada bir kadın var, arada evin önüne yemek-su falan koyuyor, denk gelirsek de kafamızı okşuyor" dediklerine eminim. Çünkü sayıları her geçen gün artıyor. Ve de inanılmaz geniş arkadaşlar, kapıyı açık görmesinler anında eve dalıp yerdeki Cacık'ın kuru mamasını hatta tezgahta bulunan yiyeceklerden Allah ne verdiyse, ben görüp kovalayana kadar kapıp kaçıyorlar. Fakat dün artık delirme noktasındaydım. Bu soğukta kalorifer ikinci kez bozulmuş. Ege'de sahil kasabalarında yaşayanlar bilir. Benim daha önce de bir Yalıkavak maceram olmuştu. Antrenmanlıyım ama yine de şaşıyorum bu duruma. Burada mesela bir tamirciye mi ihtiyacınız oldu? Zar zor birilerini buluyorsunuz. Kış günü iş güç yok, koşa koşa gelirler sanıyorsunuz ya. Siz sanmaya devam edin, ben alnınızı karışlamak istiyorum.

GEL DE TAMİRCİ BUL
Yok arkadaşım, gelmiyorlar. Bir naz, bir eda, bir surat. Geçen gün benzinciye gittim kalorifer için mazot alacağım yaa, mazot! Adamın beni bir dövmediği kaldı. Nasıl kapris, nasıl naz! Dedim, "Beyefendi, çok mu zor bir şey istedim sizden? Eğer öyleyse özür diliyorum!" Zannediyorum ki "Olur mu öyle şey bacım?" diyecek. Yüzüme yine uzun uzun tiksinir gibi bakıp "Zor tabii" dedi. "Şimdi depodan çek, tankere aktar, size getir..." Yemin ederim aynen böyle dedi. Sanırsın babasının bedava mazot hayratı var, o da burada gönüllü çalışıyor. Uzatmayalım, dün de kalorifer tekrar kendi iradesiyle çalışmama kararı alınca artık birkaç gün önce gelen eski tamirciden hayır olmadığını anlayıp yenisi buldum. İki genç arkadaş geldi onlara kapıyı açtım, açmamla arkalarından mahallenin en genç ve de en yüzsüz iti 'Sarı Şey' içeri daldı. Ben "Bi dur, bi çüş oğlum" diyene kadar da etrafta ne kuru mama bıraktı ne de su... Onu zar zor dışarı çıkardım. Bu kez de tamirci arkadaşların açtığı bahçe kapısından iki kedi içeri daldı ki kendilerini yakınen tanıyorum, iki aydır benim lokantanın daimi müşterileri. Haaa durun durun, en önemlisini söylemeyi unuttum, bir gün önce kapıya vücudunun dörtte biri koparılmak suretiyle yok edilmiş bir kedicik geldi. Hemen Alaçatı'nın sokak hayvanlarıyla yakından ilgilenen veterineri Seçil arandı, yaralı ceylan acilen dikildi, tedavisine başlandı.

DAVETSİZ MİSAFİRLER
Seçil'in klinikte yer olmadığı için de mecbur benim başıma kaldı. Şimdi tekrar o manzaraya dönelim. Ben kapıdan giren köpeği bağırış çağırış kovalıyorum. Çünkü evde iki tane kedi var ki biri yabancı ve ağır yaralı. Cacık bu arkadaşın gözünün yaşına bakmamakta kararlı, yaralı kediciğin diğer dörtte birini koparmak için her an aportta bekliyor. Tamirci arkadaşlar bahçe kapısını açınca bahçede bekleyen ve sayıları gittikçe artan kediler içeri dalıyor. Bahçıvan diğer kapıyı da açık unutmuş mu sana? Bir bakıyorum bahçede iki adet hiç tanımadığım köpek daha, onlar da içeri hamle yapmak üzere. Artık dayanamayıp "Aaaaa noluyo laynnnn!" diye bağırmışım. Tamirci arkadaşlar korktu, dedim "Siz devam edin güzel kardeşim, üzerinize alınmayın." Sonra döndüm benim davetsiz Bremen mızıkacılarına: "Evi yedi deliler mor budalalara çevirdiniz, hepiniz dışarı çabukkk. Yemin ederim hepinizi sopayla kovalarım, dışarııı!" Dinlediler mi peki? Yok canım umurları bile olmadı. Onlar senden daha akıllı, boş tehditlere pabuç bırakmıyorlar. Aman neyse işte sizinle dertleşeyim istedim bugün. Üstelik sıkılırsınız diye başımdaki yoğunluğun ve işlerin tamamını anlatamadım. Hayvanat takımıyla yetindim. Ben susuyorum artık. Sözde Alaçatı'ya sakin, yavaş bir hayat için gelmiştim değil mi ben? Hııı, iyi oldu gerçekten.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.