TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

Berlin'den 'Final Four' notları...

Yer gök Efes Pilsen! Yani yer gök biz! Gururdan yaylana yaylana yürüyoruz Berlin sokaklarında... Elbet gönül; Avrupa basketbol şampiyonunu belirlemek için düzenlenen 'Final Four'da Türk takımını desteklemek isterdi ama olsun... Efes Pilsen, Final Four sponsorluğuyla ülkemizi aslanlar gibi temsil etti. Gelelim 'Final Four' notlarına... Turnuva Berlin'in en önemli salonlarından 'O2 World'de düzenleniyordu. Salon da salon ama... Rica edeceğim Abdi İpekçi aklınızın kenarından bile geçmesin. Burası basketbol salonuysa elimizdeki biricik salon Abdi İpekçi nedir, üç gün üç gece düşündüm bulamadım.

ATAMAN YANIMDA...
Otoparkıyla, özel localarıyla, VIP salonuyla, koltuk düzeniyle, ekranlarıyla, yemek stantlarıyla, tuvaletleriyle şahane bir yer. Ki; Alman basketbolu bizim basketbolumuzun kıyısından geçemeyecek durumda. En iyi kulüpleri Alba Berlin'in bütçesi 5 milyon dolar. Gelin görün ki maçlarını yaptıkları bu salon 80 milyon dolar değerinde. İyi mi? Neyse... Panathinaikos- CSKA Moscow final maçında yerime oturuyorum. Yanımda kim var? Hastanın ayağına doktorun gelmesi misali; Efes Pilsen Basketbol Takımı koçu Ergin Ataman. Vaayyy... Sahada Efes kızları, yanımda Efes'in hocası... Basketbol hadisesine pek hakim olmadığım için bütün maçı hocamızın beyninde boza pişirerek geçiriyorum. Ben nedeni bilinmez Panathinaikos'u tutuyorum, hocam gayet bilinçli CSKA'yı... İlk yarıyı 20 sayı farkla önde bitiriyoruz. "Hocam benim takım senin takımı dövdüüü!" Gülerek şöyle diyor; "Daha maç bitmedi, görürsün..." Maç boyu Ataman'a decoder muamelesi yapıyorum, üşenmiyor cevaplıyor.

TEKNİK FAUL NEDİR?
"Hocam hakem faulü verdi de basketi niye vermedi?" "Pastan önce itti de ondan..." 30 saniye sonra... "Hocam faul artı teknik faul ne iş?" Ataman gülerek "Şimdi iki tane faul atacak, sonra iki tane teknik faul ve top yine onlarda kalacak." "Ooo bayağı bombaymış yahu!" "Hem de nasıl..." Panathinaikos hücuma giderken hakem düt düüütledi... "Hocam noldu yaaa?" "Ne olacak, sekiz saniyede orta sahayı geçemeyince top karşı tarafa geçti." "Aaa çocuk ancak geçiyordu, biraz empati lütfen..." Az sonra Ufuk Sarıca'ya "Müthiş show-up yaptılar" falan diyor. Dirsek atıp soruyorum "Show-up ne yahu?" O an gözlerinde bir bezme görüyorum; "Yoook, şimdi mümkün değil anlatamam..." İçerliyorum de susuyorum. Elbet bir yerde kıstırır alırım cevabımı...

SHOW-UP YANİ CE-EEE
Derken CSKA yirmi sayı farkı kapatıyor. Son saniyeye kadar şampiyonu belli etmeyen bir final izliyoruz. Finalde Panathinaikos'u alkışlıyoruz. Ancaak aklım fikrim 'show-up'ta. Otele dönünce lobide Ataman'ı adam adama yakalıyorum. "Allah rızası için bana şu show-up'ı anlatıverin, çatlayacağım!" Gülüyor ve anlatıyor. Efendim show-up; karşı takımın gardına savunma yapan adamı hücum takımındaki diğer adam perdelemeye kalkarsa, perdelemeye gelen adamı tutan savunma adamı garda kendini gösterir sonra geri yerine kaçarmış. Bunun adı show-up'mış. "Aman ben de havalı bir şey zannetmiştim, siz şuna 'Ce-eee' desenize hocam..." Ataman çok gülüyor ve bunu terimlerinin arasına koyacağını müjdeliyor. Bu yazı da burada bitiyor.
BİZE ULAŞIN