Doğru insana yanlış zamanda rastlayınca, eldeki bir doğru da yanlış oluyor.

Durup bakmayı bilmeyince ya da bilip de ona sıra vermeyince, insan oradan oraya savruluyor, yoruluyor, yara bere içinde kalıyor. Ama durmak çok zor, çok.

"Benimle senin aranda kocaman bir fark var" demeye herkes bayılıyor, kimse dönüp kendine bakmıyor. Bana bu sözler koca bir teselliden ibaret geliyor. Vicdan doymuyor, huzursuzluk dinmiyor.

AJANDAN FAZLA DOLUYSA

Şöyle sımsıkı, bütün ruhunla sarılmak, tedavilerin en kocamanıdır. Sarılmak güven ister, sarılmak çırılçıplak duygularınla kalmak...

Kadınlar proje yaratığı gibiler. Bir yandan kafada erkeklere, hayata, ilişkiye dair projeler, bir yandan da özgürce uçmak istemeler. Sıkışıp kalıyoruz arada. Bu konuya sonra derinden girmem lazım...

Ajandan ne kadar doluysa ruhun o kadar boşalıyormuş meğer...

Hayatın sinyallerini geç okursan, ille de kabak başına patlıyor. Sen ders almadıkça, kafayı kırıp sorununu bulmadıkça hayat pişirip pişirip aynı olayları farklı bedenlerde yaşatıyor sana. Uyansana!

Sağdan say, soldan say bütün ilişkiler aynı. Neden diye sormalı.

Televizyonda sabah sabah 'Unutulmayanlar' logosuyla Nazan Öncel'den 'Gidelim Buralardan' çalıyor. Hadi kalk gidelim diyorsun, gidemiyorsun, unutuluyorsun da gidemiyorsun. Unutmuyorsun...

KAPALI YERİNİZ Mİ KALDI?
Haşmet yazmış. "Bazılarımız gelecekten korkar... Korkmadan akıp giden zamana teslim olmanın yolu birinin elimizi sımsıkı tutmasıdır. Bu aşka açılan yollardan biridir. Yeniyetme çağında, okul sıralarında filizlenen güçlü aşklarda hep böyle bir motif dikkatimi çekmiştir: "Zaman hızla üzerimize geliyor, her şey değişecek, büyüyeceğiz, elimi tut, sakın bırakma, korkuyorum". Haşo yine Haşo'luk yapmış işte... Bense hâlâ korkuyorum.

Babalarımızın zamanında 'Toz pembe hayaller vardı, pembesi gitti, tozu kaldı' derken kim zıplayıp, dans ederdi acaba? Duygusal krizdeyiz, ağlamayı da gülmeyi de karıştırdık. Çok kırıştık be usta!

71 yaşındaki adamla 17'lik kızın evliliği ha? Aşk mı? Değil mi? Bu, nedir bu? Bilmiyorum... Anlamıyorum...

Bir arkadaşımla birbirimize takılıyoruz, "Kadınların açığını yazmaaaam" diyorum, cevabı yapıştırıyor: "Yahu zaten kapalı bir yeriniz mi kaldı?"

HAYAT HAZIR OLDA!
Parmağımdaki siyah yüzüğe bakıyorum, dört ince halka üst üste geçmiş, her birinin üzerinde rakamlar var. Kilidini açıyorum, yüzüğün üzerindeki rakamları aldığım günün tarihine ayarlıyorum, unutmamak için, kilidi kapatıyorum... Sonların tarihini kestiremesek de başlangıcın tarihi elimizde, hiç değilse...

Dün gece kafama dank etti: Kendine zaman tanımalı insan. Acısını dindirmek, yasını tutmak, enerjisini değiştirebilmek, yeniden hazır olabilmek için. Eğer o zamanı tanımazsa her şey arapsaçına dönüyor. Hatalar peş peşe sıralanıyor. İnsan neyse onu çekiyor.

Hayat hazır olda! Her şeye 'tık' ulaşabiliyorsun, istediğini elde edebiliyorsun. Çok şükür 3G'miz de var... Anlık hissetmelere doyamıyoruz, geçici yaşıyoruz ama kalmak istiyoruz. Sonuç: Bu aralar bu mudur? E budur valla. Saygı ve sevgilerimle...
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN