Kararım kesin; bu yazın felsefesi bu: Yorma.
Geçen gün Gümüşlük'te denize girerken yanımızda avaz avaz denize atlayıp gürültü yapan birine, çok sevdiğim bir abim şu konuşmayı yaptı: "Evladım yormayacaksın! Güm diye atlarsan denizi yorarsın, denizin içindeki canlıları, her şeyi yorarsın. Denizden çıktın, iki dakika duracak, tuzlu suyun akmasına izin vereceksin. Sonra duş alacaksın, duşu alınca bekleyeceksin, su şöyle bir süzülecek. Su süzülmeden kurulanırsan havluyu yorarsın. Havluyu yorup çok ıslatırsan, bu sefer de havlu güneşi yorar. Yormayacaksın yani. Yorma!"
Biz kızlar bu 'yorma' felsefesine bayıldık. Tabii ya, zaten şehir hayatı insanı fena yoruyor. Kalkıp gelmişsin Ege'ye, denize, güneşe, doğaya; iki nefes al, bırak aksın gitsin, ne olacaksa olsun, sükunetin kıymetini bil, yorma.
Sonra kendimize bir 'yorma listesi' yazdık, buyurun:
Yüksek sesle konuşup çevrendekileri yorma.
Telefonunun sesini açıp Instagram'da hikayeleri izleyerek yanındakileri yorma.
Bangır bangır müzik açıp ortamı yorma.
Sevgiline kafayı takıp bin bir soru sorup eski defterleri açıp aşkını yorma.
Küçük bir durumu olay haline getirip kendini yorma.
Geçmişe yapışıp şu anı yorma.
Güzel bir yemeğin ardından fazla kilolarını düşünüp ağzının tadını yorma.
Acele iş yapıp işi yorma.
Tatil yollarında İstanbul trafiğindeymiş gibi sinirli araba kullanıp yolları yorma.
Endişelere kapılıp akışı yorma. Hem bugüne kadar yordun da ne oldu? Finalde sen yoruldun değil mi ama?

BİZE ULAŞIN