ŞİRİN SEVER

Sen konuşma da; karın niye konuşuyor peki?

Şöhretler dünyasında, cemiyet hayatında bir 'gizemli olma' hali, bir konuşmama modası var. Öldür Allah konuşmuyorlar, asla röportaj vermiyorlar. (Herkesi kastetmiyorum tabii, konuşmazsa çatlayacak olan bol!) Epey yollar aşmışlar çünkü, 'tepedeler' artık... Çok 'cool'lar, kendilerini anlatmaya ihtiyaç duymuyorlar. Belki de haklılar... Kendilerini 'kirlilikten' böyle koruyorlar, o kadar çok konuşan var ki onlarla aynı kefeye konulmak istemiyorlar, farklı bir yerde duruyor, anlatacak hikayelerinin kalmadığını düşünüyor, işleriyle kendilerini ortaya koymayı tercih ediyorlar. İtiraz edecek halimiz yok. Ayrıca buna hakkımız da yok! Sezen Aksu mesela... Bu konudaki kararını yıllardır bozmuyor. Dostlarının televizyon programlarına çıkıp çatır çatır konuşsa da, istediği zaman meramını yazıya dökse de, asla yazılı basına röportaj vermiyor. Onu bırakın, ihtiyaç halinde kendisiyle ilgili mevzularda demeç, görüş bile alamıyorsunuz; ulaşmak ne mümkün! Tamam, vardır elbet bir bildiği ama başkalarına da kötü örnek oluyor. Herkes kendini bir andan sonra 'Sezen Aksu' sanıyor! Nazan Öncel, Tarkan vs'yi geçtik. Bir bakıyorsun en yeni yetmeler bile aynı havaya girmiş. Manyak mıyım peki ben? Niye taktım bunlara şimdi durup dururken değil mi? Gittiğim fizyoterapi merkezinde, salondaki sehpanın üzerinde bu sayfada gördüğünüz eskimiş 'Ses' dergisine rastladım çünkü... Evet dergiyi aşırdım ne var! 'DİŞİ KUŞ YUVASINI BULDU' başlığı var sayfaların birinde... "Aylardır süren aramalardan sonra nihayet istediği gibi ev bulabilen Sezen Aksu, hamile olmasına rağmen fırça elinde çalışıyor" diyor. 'Fırça elinde çalışıyor' dedikleri de, gazetecilere poz veriyor! 'Sinan Özer'le evlendikten sonra göçebelikten sıkılan' Minik Serçe yeni yuvasını anlatıyor, "Neredeyse ev bulamıyoruz diye evlenemeyecektik" diyor, "Tuttuğumuz evin aylık kirası 30 bin lira, şu anda evde boyacılar var" diyor... O kadar özel ayrıntı var ki şaşarsınız... "Piyasayı dolaştım; kullanılabilir bir yemek odası takımı, büfesiyle beraber en az 400 bin lira, müsrifliğe paydos demiştik ya, ben de gittim Kuledibi'ndeki eski eşya satıcılarından ihtiyacım olan eşyaları aldım, 95 bin lira verdim..." Siz bunları okusanız ne düşünürdünüz? Neredeeeen nereye demez miydiniz? Demek ki şöhretler dünyasında herkesin haber olmak için 'eline fırça alıp poz verdiği' bir dönem oluyormuş. İhtiyaç bitince, yaş kemale erince, bazı şeyleri sindirince ve olgunlaşınca da kapılar yavaş yavaş kapatılıyormuş. E normal. Meselenin bir de başka yanı var... Tamam güzel; konuşmak istemiyor olabilirsin de... Karın niye konuşuyor peki? Yazının en başından beri anlattığım hikayeye, büyük spor kulüplerinin başkanları da dahil. Ne kadar ketum olduklarını bilirsiniz... Canları konuşmak istediği zaman gerekli mesajı 'gerekli' kişilere verirler, sonra sen istersin yıllarca süründürürler! Bunlardan biri de Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören. Şampiyonluğun ardından hiç konuşmadı. Eminim ki sayısız röportaj talebi, sayısız konuşma isteğini de geri çevirdi. Fakat geçtiğimiz hafta Revna Demirören taşıdı kocasının mesajlarını spor sayfalarına ve kulübün gündemindeki olayları yorumladı. Ne alaka bu şimdi?
BİZE ULAŞIN