ŞİRİN SEVER

Her yazıya kanmayın!

Adı tatil diye hiç hayal kırıklığı yaşanmayacak değil! Elbette yaşanıyor... Size tavsiyem şudur; öyle her duyduğunuz, her okuduğunuz, her tavsiye edilen yere bodoslama dalmayınız, her restoran önerisini kaale almayınız, her gördüğünüz sakallıyı dedeniz sanmayınız! Kankalardan biri okumuş bir yerlerde; 'Kalamata' diye tutturdu. İllaki gidilecek. Dakikalar süren bir adres sorma, o adresi arama çalışmasından sonra Alaçatı'nın daracık sokaklarından birinde bulduk Kalamata'yı ve oturduk. Ambiyans Yunan tavernası; yemekler meze ve balık çeşitleri ama et de var, Ermeni mezesi 'topik' de! Meze, balık, çeşitli şeyler söylüyoruz masaya. Altı kişiyiz. Minicik minicik tabaklardan birer tane geliyor ortaya. Hepimiz birbirimize bakıyoruz; doymamız mümkün falan değil. Kabakçiçeği dolmasından tabakta dört adet var ama biz altı kişiyiz. Garsona dönüp, "Bakın masada altı kişi var, bunu böyle getirmeniz çok ayıp!" diyorum, eline tutuşturup geri yollatıyorum. Usta bir garson, daha sipariş verirken tabakların ebatı hakkında bilgi verir ya da altı kişilik masaya altı adet dolma getirir! Neyse, bunlar meze nasılsa deyip yemekleri söyledik. Ama masaya ne gelirse gelsin doymuyoruz; her tabakta bir avuç yemek var. Espriler gırla, tatil rehaveti kaplamış hepimizi, hiçbir şeye kızmıyoruz; "Bu ne ya, çok mu kilolu görünüyoruz?" diye gülüp eğleniyoruz. Amaaaa... Bütün gece sivrisinekler yüzünden hart hart şortlu bacaklarımızı, kollarımızı kaşıyıp tam kalkarken garson kızımızın "Sivrisinek ilacı vardı" demesi, bizdeki şalterleri attırıyor... "Bunu otururken niye söylemiyorsunuz peki?" diyoruz. "Ne bileyim, istemediniz ki!" diyor suratımıza baka baka... Yuh yani, bütün gece masada kaşındık be kardeşim! Ertesi gün Alaçatı'nın, bana göre, en iyi restoranlarından Tuval'in köşe başı masasında toplaşarak hem önceki gecenin acısını çıkarıyoruz hem de her yıl yaptığımız geleneği yerine getiriyoruz. Şahane yemekler yiyoruz, akıp giden kalabalığı seyrediyoruz ve kendimize geliyoruz.

BİZE ULAŞIN