ŞİRİN SEVER

Körler restoranında bir akşam yemeği deneyimi

Körler nasıl bir dünyada yaşar, nasıl yürür, nasıl yemek yer? Bir an durup düşünmüş müyüzdür hiçbirimiz bunları, merak etmiş miyizdir? Onların yerine koymuş muyuzdur kendimizi? Sanmıyorum. Aklımızın ucundan bile geçmemiştir eminim. Peki tüm bunları kısa süreliğine de olsa yaşayacağınız bir yer olduğunu bilseniz... Ben burnumun dibinde böyle bir yer olduğunu öğrendiğimde üzerine atladım resmen. Antalya'daki, dünyanın en seksi oteli 'Adam&Eve'in içinde açmışlar 'Blind' isimli restoranı. Otelin sahibi Talha Görgülü, Londra'da gördüğü körler restoranından çok etkilenince, benzer bir yer açmaya karar vermiş. Körler Derneği'ne başvurmuş, kör garson aramaya başlamış. Ama Türkiye'de kör garson yokmuş! Aramış, taramış, inat etmiş ve sonunda yüzde 80 görmeyen bir garson bulmuş. İki tane de gözleri gören, ancak restoranda adım sayarak çalışan garsonlar yetiştirmiş; Türkiye'nin ilk körler restoranına imza atmış böylece. Duyularla yemek yemek nasıl bir şey, bunu anlatıyorlar aslında bize. Zifiri karanlıkta, hiçbir şey görmeden; dokunarak, hissederek, keşfederek... Çok çok ilginçti her şey... En baştan anlatmalıyım size:

***
Küçücük, 5-6 masalık bir restoran burası, dolayısıyla rezervasyon yaptırmak şart. Öyle 'çorba içeyim, canım şunu yemek istedi' falan yok! Et, balık ya da vejateryen seçeneklerinden birini seçiyoruz, o kadar. Gerisi onlara kalmış. Mekana girmeden önce simsiyah bir odada, cep telefonlarını, saatleri, çakmakları, ışık saçacak her şeyi topluyorlar. Üzerimize simsiyah önlükler giydiriyorlar; deli gömleği gibi... Arkadan onlar ilikliyorlar... Ardından önümüzdeki garson içeri nasıl gireceğimizi anlatıyor... Arka arkaya tek sıra halinde ve birbirimizin omuzlarına elimizi koyarak... Garsonumuz en önde. Işık girmesin diye labirent şeklinde yapılmış bir girişten döne döne içeri giriyoruz. Garson tarafından, resmen bir kör gibi yerimize oturtuluyoruz. İçeride en ufak bir ışık hüzmesi, tek bir nokta dahi yok görebildiğimiz... Garson elimi tutup masaya uzatıyor, tam kaşıkların üzerine. "İki kaşığınız var, buradalar" diyor. Bardakları tutmamı sağlıyor, elimi oraya doğru götürüyor. Masadaki her şeyin yerini, elimi tutarak gösteriyor. Bıçak, çatal yok; sadece kaşık! Restoranda kullanılan malzemeler de, kolay devrilmesin diye genellikle köşeli ve geniş tabanlı. Önce bir kasede salata geliyor; garson yine ellerimi tutarak koyduğu yeri gösteriyor. Kaşıkla salata yemeye çalışıyorum... Olmuyor. Salataların tabaktan düşmesine ellerimle engel olmaya çalışıyorum. Bir süre sonra fark ediyorum ki, yarı elle yarı kaşıkla salata yemeye başlamışım. Sonra yemekler geliyor. Et söylemiştim, o da bir kasede. Kaşıkla yemeye çalışıyorum ama mümkün değil. Tabağında nasıl bir şey olduğunu bilmeden yemek yemek korkunç bir şey! Bu arada sinirlerimiz kayış gibi gerilmiş, gülme krizindeyiz.

***
Meraktan da ölüyoruz, nasıl bir yerdeyiz şu anda? Birkaç masadan sesler geliyor, küçük bir yer, tamam ama nasıl? Sonra aramızda şöyle konuşmalar geçiyor: "Sevgilinle geleceksin buraya, dikkati dağılmadan, bir güzel hesaplaşacaksın..." "Yok yok, aslında burada güzel fantezi yapılır, düşünsene..." "Ya şu anda garson yanı başımızdaysa ve bizi dinliyorsa!" Bizim sinirler laçka, gülüyoruz sinirden habire. Bir süre sonra 'görmeden' yiyemeyeceğimizi anlıyoruz, çıkmamız lazım. Garsona sesleniyoruz, ses yok! Beş dakika sonra benim kanka bir ses duymuş gibi soruyor: "Geldiniz mi?" Garson geldi sanıyor! O an ben patlıyorum; gülme krizindeyim, bir süre kapalıyım! "Sence tek başımıza çıkabilir miyiz?" diyorum sakinleşince. "Hadi deneyelim" deyip, duvarlara tutuna tutuna, çarpa çarpa çıkıyoruz. Birbirimize bakıyoruz kapıda ve gülüyoruz: "Ne şanslıyız, iyi ki görüyoruz" diyoruz, gözlerimizin kıymetini anlıyoruz. Girişte masada duran hijyen mendillerin ne işe yaradığı da çıkınca anlaşılmış oluyor haliyle, ellerimizi temizliyoruz hemen. Bu deneyimin fiyatı kişi başı 45 TL. Yemeğinizi yiyebilirseniz, şimdiden afiyet olsun size!
BİZE ULAŞIN