ŞİRİN SEVER

Haluk Hoca, smirting meselesi ve Sinem Kobal performansı

Ay başında Amsterdam'a, Fener-Twente maçına bir gittim, bir daha da geri dönemedim... Yani fiili olarak dönmüştüm ama ruhen dönmüş sayılmazdım... Yazılara başlayamadım, hayata karışamadım, birikmiş işlerden kafamı kaldıramadım, sersem sersem bakakaldım, 'niye' diye her şeyi sorguladım, bir takım insanları çözmeye çalıştım ama başaramadım vs. Özetle kafa iznini iki hafta uzattım. Arada oluyor böyle şeyler, siz beni anlarsınız... Bugün itibariyle sahalara dönmüş bulunuyorum... Pekiiii geçen sürede hayatta neler oldu, neler değişti? Aşağıda bir bir anlatıyorum işte, özet babında...

Maç keyfim geldi
En baştan söyleyeyim, bundan böyle Fener maçlarına gitmeye kesin kararlıyım! Sebep Ülker grubunun bir araya getirdiği muhteşem ekip midir, Amsterdam'da geçen bol sohbetli, kahkahalı, tadına doyum olmaz gezi midir bilmem ama stadta maç izleme meselesiyle barışmış durumdayım. Yensek de yenilsek de takımımın yanındayım! (E uğurlu da geliyorum :))

Stat dediğin yer...
Hazır maça gitmekten konu açılmış... FC Twente takımının stadyumu De Grolsch Veste gibi bir stadımız olsa hoş olmaz mıydı! Stat, gece kulübünden farksız; kırmızı ışıklarla kulüp havası yaratılmış, birkaç ayrı bar yapılmış, içki-müzik gırla, kadın hostesler eşliğinde yer gösterimi... Maçın ardından da saatlerce parti! Küçücük bir şehrin stadından bahsediyoruz, gönül ister ki bu medeniyet bize de gelsin...

Bayıldık bu yasağa!
Dün gazetede okudum; Türkler'in bugüne kadar en benimsediği yasak sigara yasağıymış! 'Yasaklar delinmek içindir' fikrinden milim şaşmayan yurdum insanı, neden bayıldı bu yasağa acaba? Kapı önü sosyalleşmesi 'smirting' yüzünden kesin! Geçenlerde Londra'nın ünlü mekanı Cipriani'de yemek yerken, Figen Batur kapının önüne sigara içmeye çıkıp, geri geldiğinde durumun vehametini şu sözlerle özetlemişti: "Dışarıda çok güzel kızlar ve kötü adamlar var!" İlginç olan ne peki? Envai çeşit otun içildiği Amsterdam'daki Coffe Shop'larda bile sigaranın yasak olması! Ben hiçbir şey anlamadım bu işten...

Mevlüt hoşgeldin
Yazı yazamadık dediysek boş da durmadık tabii... Bu arada GÜNAYDIN'la ilgili ufak tefek değişiklikler gündemde; yeni isimler, yeni sayfalar, bir takım yeni denemeler yapıyoruz; onlarla haşır neşiriz. Ufak ufak hepsiyle tanışacaksınız, sabredin... Bunlardan ilki bu hafta aramıza katılacak olan Mevlüt Tezel. Son zamanlarda Kelebek'te yazdığı yazılarla, okumadan geçmediğim isimlerin başında geliyordu Mevlüt; sinema ve müzik dünyasına hakim, algıları açık, meraklı, keyifli ve heyecanlı, genç bir yazar o. Bizimle olmayı kabul etti, bugün manşetteki haberiyle ısınma turu yaptı, yazılarına da yakında başlayacak. Eminim ki GÜNAYDIN'da da zevkle okunacak.

Hayatının rolü
Sonunda izledim herkesin anlata anlata bitiremediği 'Neşeli Hayat' filmini... Sevgili Necati Akpınar ve Selma Semiz'in ayıplamalarına daha fazla dayanamadım, attım kendimi sinemaya. Gecikmeli de olsa şöyle diyebilirim: Yılmaz Erdoğan hayatının rolünü yapmış! Mükemmel oyunculuğu alkışlanmaya değer gerçekten. Öyle ezik, öyle haklı, öyle etkili ama öyle sade ve süssüz bir Rıza Şenyurt karakteri çıkarmış ki ortaya, son yılların en iyi performansı sahiden. Tebrikler!

Haluk Hoca geliyor
Mahsun Kırmızıgül imzalı 'New York'ta Beş Minare' filminin teaser'ını izledim bu arada... Filmdeki imamı izlettirdiler ve 'söyle, kim bu sence' diye sordular bana. Baktım, baktım, yine baktım ama tanıyamadım. Haluk Bilginer dediklerinde 'atmayın ya' bile yaptım. Yok böyle bir tipleme arkadaşlar, olay olay olay! Obama'nın konuşması, İkiz Kuleler'e saldırılar derken öyle görüntüler vardı ki, şu kadarını söyleyeyim acayip bir film geliyor galiba. Ben de teaser'ın yalancısıyım valla, ne diyeyim...

Yeni 'hit'im budur!
Cemal Hünal, Engin Altan Düzyatan, Gürgen Öz, Sedef Avcı, Sinem Kobal, Burcu Kara'dan oluşan oyuncu kadrosuyla, 12 Şubat'ta vizyona girecek 'Romantik Komedi' filminin fragmanını da önden izledim, kaçar mı benden! Çok neşeli, çok eğlenceli, 'Sex and City'i aratmayacak bir film geliyor, 14 Şubat'ta da izlenme rekoru kıracak orası kesin. Benim en bayıldığım sahne ne peki? Gözü barın kapısında, uzaktan uzağa hoşlandığı adamı bekleyen Sinem Kobal'ın içkiyi fazla kaçırıp barın tepesine çıkması ve avazı çıktığı kadar Nil Karaibrahimgil'in 'Seviyorum Sevmiyorum' şarkısını söylemesi... "Seviyorum, sevmiyorum /Kaç yaprak var bilmiyorum Ben seni kopardım attım/ Kendimi toparlıyorum.. Var mı şimdi başka biri?/ Onu bana benzettin mi? Ne yaparsan o ben olmaz/ parçaları sana uymaz! Kendimi bunun için mi yorucam ben? Kalbimi bunun için mi kırıcam ben?" Müthiş bir performanstı... Son günlerdeki 'hit'im budur. O sahneyi izlediğim dakikadan itibaren bir barın tepesine çıkıp bu şarkıyı söylemek istiyorum. Zor tutuyorlar beni! Niye bazı şarkılar geç keşfedilir ki tarafımdan?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN