Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BASRİ YALÇIN

Abartılı özeleştiriler

Türkiye siyasetinin kutuplaşmasından söz ediyoruz. Kutuplaşma farklı aktörlerin iki kampa bölünerek birbirini itmesidir. Özellikle ittifak siyaseti ortaya çıktığından bu yana kutuplaşmanın zirveye çıktığı söylenebilir. İki farklı kamp kurulurken kampları oluşturan aktörlerin kimlikleri ve kendi beklentileri yavaş yavaş önemini kaybeder. Bu sayede birbirine çok benzemeyen aktörler bile öteki tarafa karşı sahip oldukları duygu ve düşünceler etrafında birleşebilir. Aynı kampın tarafları birbirleriyle olan farklılıklarını göz ardı etme eğilimi gösterebilir.
Mesela bugün HDP, Saadet, CHP ve İP'in normal şartlarda birbiriyle mücadele içinde olmasını beklersiniz. Ancak AK Parti ve Erdoğan öncülüğündeki Cumhur İttifakı'na duydukları öfke nedeniyle bu kimlik ve ideolojik farkları göz ardı ediyorlar. Mesela bir İP'liye HDP ve onun terörle olan ilişkisini hatırlattığınızda hemen karşı saldırıya geçiyor ve Çözüm Süreci gibi dönemlerden kendine meşruiyet çıkarma gayreti gösteriyor. Veya bir Saadet'liye CHP ile beraber yürüyüşünün kendi bahsettiği siyaset dünyasına uygun olmadığını anlatamazsınız. Veya CHP sırf Cumhur İttifakı'na zarar vermek için normal şartlar altında hiç benimsemeyeceği isimleri her koltuğa aday gösterdi. Türkiye'deki kutuplaşma nedeniyle muhalefet öyle bir ruh haline geldi ki kendi siyasi çizgileri yok oldu. Tek hedef karşı tarafı zayıflatmak ve düşürmek. Bu uğurda her yol mubah.
Ancak iktidar bloku tam tersi. Kendisini eleştirmekten karşı tarafa bakmaya fırsat bulamıyor. Normal şartlar altında iki kampın amaç ve yöntemleri bakımından birbirine benzetmesi beklenir. Keskin rekabetler birbirine benzemeyen aktörlerin zamanla benzeşmesine neden olur. Ancak Cumhur İttifakı tarafında veya AK Parti'nin kendi içinde kutuplaşmanın bu tür sonuçlarına rastlanmıyor. Evet, üst düzeyde muhalefetle mücadele veriliyor.
Ancak asıl mücadele içeride veriliyor.
Muhalefet partileri bırakın kendilerine eleştirel bir gözle bakmayı normal şartlarda nefret edecekleri müttefiklerini bile zerre kadar eleştiriye tabi tutmazken, AK Parti'nin içinde üst düzey siyasetçiden tabana kadar herkesin dilinden en ağır özeleştirileri işitebilirsiniz.
Bir tarafta PKK'yla veya FETÖ'yle yol yürümeyi bile eleştirmeyen bir muhalefet ittifakı, öbür tarafta 17 yıldır seçim kazanmasına ve oyların yüzde 52'sini almasına rağmen kendini kıyasıya eleştiren bir iktidar bloku. AK Partililerle beş dakikalık bir sohbet etseniz sosyal medyada üretilmiş ne kadar basmakalıp ifade varsa o ifadelerle kendilerine kıyasıya vurduklarını görürsünüz. Ahlak müfettişliğinden başlayıp, ekonomik sarsıntıya, dış politikadan güvenlik siyasetine kadar tüm konularda AK Partililer sürekli kendilerine vurmakla meşgul.
Özeleştiri iyi bir huy olabilir ancak karşı tarafın ürettiği ezberler üzerinden kendine vurmak hiç normal değil. Her kişinin her partinin tonlarca hatası vardır. Ancak siyasi kişi ve kurumlar kendilerinden önce ötekine bakmayı öğrenmek zorunda. AK Partililer kendilerine bakmak yerine muhalefetin haline bakmayı öğrense belki biraz rahat ederler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA