NİHAT HATİPOĞLU NİHAT HATİPOĞLU

Din kibir ve enaniyeti kabul etmez

Halkımızın geneli çok temiz ve duru bir inanca sahiptir. Bu satırlar tertemiz ve duru imanıyla halkımızı değil başka bir düşünce erbabını, din hakkında kalem oynatan bazı kardeşlerimizi konu alıyor.
Dini konuda kendini diğer insanlardan birkaç kademe daha bilgili bulan bir kesim kardeşimiz Kur'an'ı kendince tefsir ederek, Hz. Resul'ün hayatına dudak bükerek, hadisle karşılaştığında bana göre bu hadis diye başlayarak, entellektüel zihin karmaşasıyla biraz felsefe serpintisiyle yepyeni bir akım oluşturmaya çalışıyorlar. Tarihte yer alan fıkıh mezheplerinin imamları onlara göre sıradan birer alim, büyük muhaddisler ise boş hayalle hadis derlemiş kişilerdir. Gerçi onlar daha saygısızca sözler söylerler ama edebimiz ancak bu kadarını hikâye etmeye yetiyor.
Bu kardeşlerimiz gün gelir mezhepleri, gün gelir tasavvufu, gün gelir eski ulemayı cerh ederler. Her şeyi onlar bilirler. Kendilerine 'din uzmanı', 'entellektüel islam yorumcusu', 'Tefsir uzmanı', 'din sosyoloğu', 'İslamcı düşünür' gibi sıfatlar tanımlarlar.
Ne yaptınız bugüne kadar diye sorsanız bol bol eleştiri yaptıklarını, herkesi tenkitle hayat sürdüklerini görürsünüz. Bir insanı namaza başlatmamışlardır, bir insana Hz. Peygamber'i sevdirmemiş, hidayetine vesile olmamışlardır.
Bir unutana Rabbi hatırlatmamışlardır. Bir insanın uyuşturucu kullanmasına engel olmamışlardır. Bir aile problemini çözmemişlerdir. Kadın şiddetine, çocuk tacizine karşı etkili bir pozisyon almamışlardır. İnsanların kafasını karıştırmaktan başka hiçbir faziletleri yoktur. Ve de süslü, yaldızlı cümlelerden başka. Tenkit ettikleri bir fazilet, kendilerine sunulsa kesinlikle reddetmezler. Ulaşamadıklarını eleştirirler. Ulaştıklarında bir hikmet var ederler. Halkı bid'at ve hurafe ehli gibi görürler. Onlar aslında dini en iyi bilenlerdir. Her sözlerinin ilahi birer hikmeti vardır. Her sözleri ilahi bir süzgeçten geçmektedir.
İmam-ı Azam veya İmam-ı Şafii'yi, İmam Buhari'yi, İmam Maturidi, Eşari'yi zemmederek itibar ararlar. Bir otobüs dolusu olan bu kardeşlerimiz; dine saf ve safiyane duygularla gelen binlerce gencin imanını tehdit ettiklerini düşünmezler. Tamirin değil, tahribin daha kolay olduğunu bilirler. Onun için hiçbir şeyi düzeltmezler, bilakis eleştirerek, aykırı yorumlar getirerek yıkarlar.
Kimi Kur'an'dan ayet atmayı teklif eder, kimi kabir azabını inkâr eder, kimi Hz. Adem'e baba sipariş eder, kimi şefaatı, kimi cenneti inkâr eder. Kimi Hz. Resul'den nefretini O'nun sözlerini inkâr ederek gösterir, Mirac'ı inkâr etmek için köksüz dedikodulara tevessül eder. Bu kadar problemli düşünce nasıl üredi ve türedi bilmek hakikaten zor. Burada bir zihniyeti eleştiriyorum. Zihniyet sahiplerini değil. Bu görüntü sanki şu ayeti hatırlatıyor; "Onlar ki, dinlerini parçalayıp gruplara ayrıldılar. Her grup kendilerinde olan ile böbürlenmektedir."
Yukarıdaki yazılar hakaret veya karalama niyetiyle yazılmadı. Samimi bir Müslüman olarak sancımı belirttim. Onun için 'Kardeşlerimiz' sözcüğünü özellikle altını çizerek kullandım. Gayem dinimizi ve dinin kabullerini hedef tahtasına çeviren bu ters rüzgârın dinmesidir. Zira gençlerin içinde olan biri olarak binlerce kişiyi dinleyen biri olarak biliyorum ki, bu kibir, enaniyet, şöhret arzusu, nefsaniyet ve vesvese kokan tahliller gençlerin bir kısmının imanına mal olmaktadır. Bedelini bu rüzgârı estirenler mutlaka dareynde öderler.
Mesele artık Mevlid kandillerini, teravih namazlarını, cuma namazlarını inkârdan Hz. Peygamber'i ve dinin kuralları ile hatta ayetlerin bir kısmını inkâra kadar gitmektedir. Bu işin mimarlarına sözüm, yarın evlatlarınız da bu savrulmuşluk içinde karşınıza birer Rab inkârcısı olarak çıkabilirler.
BİZE ULAŞIN