NİHAT HATİPOĞLU NİHAT HATİPOĞLU

Mevlana namazı anlatıyor

İftitah (Allahu Ekber diyerek) ile namaza giren kul, kurban kesen gibi: "Allahu Ekber" diyerek nefsini kurbân etmeye hazırlanmaktadır.
Kul bu tekbîrle bütün şehvetlerden, hırslardan arınmakta ve âdetâ Allah'a kendini kurbân etmektedir.
Ayakta duran kul, Allah'ın huzûrunda hesap vermeye hazırlanan insan gibidir. Gözyaşı dökerek ayakta durmak, kıyâmet günü yeniden dirilerek kabirlerinden kalkmış kimselerin mahşer yerinde Allah'ın huzûrunda ayakta durmaları gibidir.
Kur'an okuma sırasında kul âdetâ Rabbıyla konuşmaktadır. Allah kuluna verdiği nîmetleri hatırlatarak: "Sana verilen bu ömür süresince neler yaptın, ne kazandın, bana ne getirdin, ömrünü nerede harcadın? Rızkı, kuvveti nerede kullandın?
İrâdeni, duyularını neye harcadın?" diye sorar.
Bu soruları düşünen ve yeterli cevap bulamayan kul, bu nîmetleri veren yüce Rabbinden utanır, günâhlarını düşünür, utancından iki büklüm rükûa varır.
Ayakta durmaya mecâli kalmadığından "Sübhâne Rabbiye'l-Azîm" diyerek Allah'ı noksan sıfatlardan tenzîh ile tâzîm eder. Ardından ilâhî emir gelir ve âdetâ denir ki: "Başını kaldır da sorulan sorulara cevap ver." İki büklüm olmuş kul hayâ ile, utanarak başını kaldırır fakat dayanamaz, utancından bu sefer yüzüstü yere kapanır.
Secdede: "Sübhâne Rabbiye'l-A'lâ" diyerek Rabbini hicâb duygusuyla tesbîh eder.
Tekrar kendisine âdetâ şöyle denilir:
"Başını kaldır, yaptıklarından haber ver." Kul bir kere daha başını kaldırır ama utancından tekrar yüzüstü kapanır. Hak Teâlâ tekrar "Başını kaldır, yaptıklarını birer birer haber ver" buyurur. Allah'ın büyüklüğü ve heybeti karşısında acze düşen insan bu ağır yükle dizüstü / ka'deye oturur.
Cenâb-ı Hak yine: "Verdiğim nîmetlere nasıl şükrettiğini bana göster" deyince kul bu sefer yüzünü sağ tarafına çevirir, peygamberlerin ruhlarına ve meleklere selâm verir. Onlardan şefâat umar.
Ayağının tökezlediğini ifâde eder.
Peygamberler de selâm veren kula derler ki: "Çare ve destek dünyâdaydı.
Şimdi geçti. Orada hayırlı işler yapsaydın, ibâdet etseydin olurdu." Kul bu sefer ümidini yitirmiş yüzünü sola çevirerek akrabâlarından, dostlarından yardım diler. Onlar da ona: "Biz kimiz ki sana yardım edelim? Kendi cevâbını Allah'a kendin ver" derler. Ümitsiz ve çaresiz kalan kul ellerini açarak duâya başlar: "Allah'ım herkesten ümîdimi kestim.
Kulun evvel ve âhir başvuracağı ve sığınacağı sadece ve sadece Senin rahmet ve mağfiretindir. Beni bağışla!" (Mesnevi, III, b.2141-2165)
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN