Türkiye'nin en iyi haber sitesi
NİHAT HATİPOĞLU

Şeytan safımıza girdi

Dünyadaki bütün Müslümanların sıkıntısı ortak. Bir ve beraber değiller. Menfaatlerini önceliyor. Kendi arkadaş ve cemiyetlerinin dışında kimsenin haliyle ilgilenmiyorlar. Kendilerine yakın olmayan kişilere sevgi ve adalet penceresinden bakmıyorlar. Ahiret sorgulamasını önemsemiyor gibi görünüyorlar. Hayat tarzları dinle hiçbir ilgisi olmayanlarla benzeşiyor. Yani; helal ve harama dikkat etmiyorlar. Tevhide çağrı yaparken sözleri boğazlarından öteye geçmiyor. Dün haram dediklerine bugün helal diyebiliyorlar. Dün cennete soktuklarını bugün narı cehenneme itebiliyorlar. Artık; safi, temiz, ihlaslı, takvalı gibi kavramları kullanırken birisi hakkında bir demeden bin düşünüyoruz. Kendimizi nereye konuşlandıracağımızı bilemiyoruz.
Evet elhamdülillah Müslümanız. Çünkü; 'İnşallah Müslümanım' sözünde tereddüt olduğu için bu cümleyi İslam akaid alimleri hoş görmemişler. Müslümanız da, nasıl Müslümanız? İmanımız teslim olan bir iman mı? Kardeşini kendinden önde gören bir iman mı? Allah'ı ve peygamberini kendinden evla -daha önde- gören bir iman mı? Kaçınız bu sorulara "Evet" cevabını verebilir. Tereddütsüz, amasız, fakatsız.

Safları sıklaştırınız
Hz. Bilal ezan okuyup da Hz. Peygamber (s.a.v.) namaz için öne yürüyünce tekbir getirmeden önce safları dolaşırdı. Öne çıkanları, geride kalanları bir safa getirirdi. Böylece ümmetin gerisinde kalanı da, ileriye fırlayanı da bir çizgiye getirmemiz gerektiğini fiilen gösteriyordu. Çizgiden sapmayın diyordu sanki. Sivrilikleri törpülüyordu.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyordu cemaate:
"Ekimü's Süfufe ve hazu beyne'l menakıb.
Ve süddü el-Halel vela tezeru ferucatin liş şeytan" (Ebu Davud) Namaza hazır olan cemaate söylediği cümlelerin anlamı şuydu:
"Safları düzeltin. Omuzlarınızı birbirine değdirin. Boşlukları doldurun. Şeytana boş yer bırakmayın. Beni yaratan Allah'a yemin ederim ki ben şeytanın safların boşluğuna girdiğini de, sızdığını görüyorum. Kim bir saffı doldurursa Allah da onu(n eksiğini) doldurur. Kim bir saffı koparırsa Allah da onu koparır. Bir kardeşiniz namazda sizi boş safı doldurmak için çekerse ona yumuşak davranın.
Namazdayken de safı doldurun." Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bu sözlerinin sadece namazdaki saf düzenine ait olduğunu sanmayın.
Müslümanlara siyasetten ekonomiye, hayattan ölüme kadar hayatın her safhasına dair uyarılarıydı.
Hz. Peygamber bu uyarılarını her gün 5 kez, her farz namazının başlangıcında, hem de yüreklerin namaz tekbirini beklediği o anda söylerdi.

Diyanet'e çağrı
Bence artık camilerimizde farz namaz öncesi hocalarımız hadislerde geçen bu sözleri camilerde -tercümesini- namazdan önce okumalılar. Bu konuda geçen hadisleri derleyip en özlü olan rivayeti tercih ederek. Bu teklifi Diyanet İşleri Başkanlığı'na yapıyorum. Zira bütün camilerimiz bu kurumumuza bağlı. Bu çağrı Cuma namazlarında özellikle yapılmalı.
Zira dediğim gibi bu sözler sadece namaz için değil, hayatın tüm aşamalarında Müslümanlar için hayati önem taşıyor.

Şeytan saflarınıza giriyor
Hadisin en çarpıcı bölümlerinden birisi "Beni yaratan Allah'a yemin olsun ki, şeytanın saflarda boş bıraktığınız yerleri doldurduğunu görüyorum" sözleridir.
Efendimizin uyardığı gibi şeytan boş saflarımıza girdi. Bizi dağıttı. Dedemiz Hz. Adem'e yaptığı gibi bizi de aldattı.
Nüfusu milyarlara aşan İslam alemi, kum fırtınasına yakalanmış insanlar gibi yönlerini kaybettiler, önünü göremez halde sağa-sola savruldular.
Birbirimize şeytana duymadığımız nefreti duyar olduk. Kıble ehlini küfürle suçladık.
Peygamberimizin adını anarken salat ve selamı bile kıskanır olup dilimize doladık. Son vahyi etkisiz kılmak için neredeyse batının içten pazarlıklı oryantalistlerine beyat edecek hale geldik. Güçlü olan bir dini oluşum, diğerlerine hayat hakkı tanımaz oldu.
Dini önderlere Hz. Resul'e bile vermediğimiz payeleri verdik. Şirkin kıyısına geldik. Tekbiri getirecek imamını bulamayan cenazeye döndük. Dikkat ediyor musunuz? Nefsimizin ve şeytanın bize ne ettiğini görüyor musunuz?
Dürüst söyleyelim hepinizin aklına Mehmet Akif Ersoy'un sözleri düşmedi mi?
Ya Rab! Bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?
Mahşerde mi biçarelerinin yoksa felahı

*

Nur istiyoruz.. Sen bize yangın veriyorsun!
Yandık diyoruz. Boğmaya kan gönderiyorsun!

*

Üçyüz bu kadar milyonu canlandıran iman Olsun mu beş on sersemin ilhadına kurban?

Öze dönmek şarttır
Hz. Resul'un ve ilk dönemin dört önderin -halifenin- dönemindeki temiz yüreklilerin dönemine şuur, iman ve hassasiyet, ahlak ve fazilet açısından dönmek zorundayız.

Sen geldin yalnızlaştım

Dergahındaydı. Belki evinde. Yalnızdı. Rabbiyle beraberdi. Herkesten uzak. Arkadaşı ziyaret için yanına girdi. Elinde belki de hediyelerle. Sordu ziyarete gittiği dostuna. Yalnız başına mı oturuyorsun? Uzlet ve tefekkür halindeki dostu cevap verdi: Rabbimle beraberdim. Sen geldin. Şimdi yalnızlaştım.

***


İman, ahlak, ibadet

Dinin öncüllerini sıralayın diyecek olursanız böyle sıralarım. Önce sağlıklı ve dürüst bir iman. Sonra bu imanın gerektirdiği düzgün ahlak. Sonra da bunların pekiştiricisi olan ibadet. Zira sağlıklı bir iman ve ahlakla güçlenmeyen bu ibadet sahibine doğru yolu göstermez. Ahlak derken aklınıza sadece kişinin namus ve iffetiyle ilgili durumu aklınıza gelmesin. Dürüstlük, helal kazanç, komşuyu incitmemek, kem gözden uzak durmak, vicdan, kul hakkı bunların hepsi güzel ahlaktır. Güzel ahlakın meyveleridir. Hz. Resul'un, "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim",
"Ahirette terazide
en ağır şey güzel ahlaktır",
"Güzel ahlak cennete götürür" sözleri gibi daha yüzlerce nebevi uyarı, bizi ihmal ettiğimiz peygamber ahlakına çağırmıyor mu?

***


Felaketler gelince

Son günlerde hem dünyada ve hem de ülkemizde felaketlere muhatab oluyoruz. Çin'den yayılan virüs, depremler, su baskınları, çığ felaketi ve en son pistten çıkan uçak. Elbet tedbir alalım ama dua da edelim. Kendimizi yoklayalım. Dünyadaki zalim ve mazlumların muhasebe etme zamanı geldi ve geçti de. İnsanlığın çoğu, dünyayı sömüren, hastalık yayan, belanın kapısını açan, menfaatı için milyonların can çekişmesini ahlaksızca seyreden zalim bir azınlığın kurbanı haline sokuldu. Gün gelir bunlar da hesap verir dilerim. Kıyamet yakın mi diye soruyor insanımız. Uzak olduğunu söyleyen kim. Ama eğer merak ediyorsanız söyleyeyim: Bu yaşadıklarımız, kıyamete yakınlaştığımızda çok basit kalacak. İnsanlık toptan özür mahiyetinde tevbe etmedikçe daha nice sıkıntılara şahid olacağız.
Rabbim! İnsanlara eziyet edip dininden dolayı yok etmeye çalışan vicdansızları görüyorsun. Dünyanın kaymağını yiyen, semiren ve milyonları açlığa ve sefalete mahkum eden ilkesiz ahlaksızları senin adaletine tevdi ediyoruz.
Rabbim! Ülkemizi ise, her türlü felaketten muhafaza et. Amin

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA