HİLÂL KAPLAN HİLÂL KAPLAN

Referandum, İsviçre’de geçmiyor arkadaşlar

Geçtiğimiz yıl, şehirlerde gerçekleşen bombalı saldırılarda yaklaşık 300 insanımızı kaybettik, binden fazla insanımız da yaralandı. Terör, İstanbul'da Sultanahmet'ten İstiklâl Caddesi'ne, Vezneciler'den Atatürk Havalimanı'na kadar tüm kritik noktaları hedef aldı.
Ankara'da ise devleti sembolize eden hedefler seçilmişti.
Güneydoğu'da çetin bir mücadele verildi ama fedakâr vatan evlâtları sayesinde PKK etkisizleştirildi.
Kan dolu bu paranteze bir de darbe girişimi sığdı. Şehitler Köprüsü'nde, Gazi Çengelköy'de, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi çevresinde, Meclis'te ve daha pek çok yerde insanımız kahramanlık destanı yazdı.
Darbeden sonra devlet, savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçmeden tehlikeyi püskürtemeyeceğini görerek sınır ötesi kara operasyonuna başladı. En son dün, el Bab'da şehit olan beş gencecik fidanı toprağa verdik. Yurdun her yerinde insanlarımızı kaybettik ama teröristlerin istediğini onlara vermedik. Şehitlerimizi bağrımıza bastık ve "değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli" iradesiyle onları toprağa verdiğimizi bildik.
Geçen hafta ajanslara düşen bir videoyu cesaretimi toplayıp yeni izleyebildim.
Asker kamuflajına bürünmüş FETÖ'cü aşağılık Semih Terzi'yi haklayarak darbenin seyrini değiştiren 15 Temmuz kahramanı Ömer Halisdemir'in babası, İzmir'deki PKK'lı aşağılık teröristleri haklayarak saldırının nihai amacına ulaşmasını engelleyen Fethi Sekin'in acılı ailesine taziyeye gitmişti.
Biri asker, biri polis babası.
Biri Türk, biri Kürt. İkisi de dağ gibi...
İki dağ sarıldıktan sonra, ağlayan başka bir aile sakinini gören baba Halisdemir, "Niye ağlıyorsunuz?
Evlâtlarımız bize büyük şeref verdi" diyerek teselli etmeye çalışıyordu.
İşte o anı, belki yıllarca ama özellikle bugün bir çivi gibi mıhlamamız gerek zihnimize.
Bütün zorluklara, sıkıntılara, bunaltılara devâ orada çünkü.
Bizimkilerin dert değil, kapris olduğunu anlamamızı sağlayacak kadar azametli olan Anadolu'nun bağrı o sözlerde yankılanıyor çünkü.
Yine sandığa gitmeye hazırlandığımız bugünlerde, sandığa sağ salim varmamamız için neler yapılacak bilebiliyor muyuz? Hayır. Ama tahmin edebiliyor muyuz?
Evet. O yüzden bilelim ki referandum İsviçre'de geçmiyor ve biz de toprağı, namusu ve izzeti için bedel ödemeyen yabancı ataların çocukları değiliz. Yüzyıllar sonra ilk kez kendi istiklâlimizin sağlaması olacak bir sistem değişikliğini gerçekleştirmeye uğraşıyoruz. Buna emek vermek, derin bir nefes alıp "Bismillâh" diyerek yola niyetlenmek hepimizin boynunun borcu.
Şayet istikâmete ulaşırsak, atalarımızın gurur, evlâtlarımızın minnet duyacağı bir işi başarmış olacağız.
Bunalmayı, sıkılmayı, dertlenmeyi Gezi'den 17-25 Aralık'a, 7 Haziran'dan 15 Temmuz'a dek tüm imtihanlara bu milletle göğüs germiş Erdoğan'a hak görmüyorsak, kendimize hiç görmememiz gerekir.
BİZE ULAŞIN