HİLAL KAPLAN HİLAL KAPLAN

Kim bu Bizanslılar?

İYİ Parti lideri Akşener'in 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamasında, yani aslında yine milli birliğin altının çizilmesinin gerektiği bir günde İmamoğlu'nu Fatih Sultan Mehmed'e ve ona oy vermeyenleri Bizanslılara benzetmesinin "iyi" hiçbir yanı yoktu. "Zulüm 1453'te başladı" fotoğrafını paylaşan CHP İstanbul İl Başkanı ile kendisinin İstanbul İl Başkanı'nın, İmamoğlu'nun PR'ını yapmamış gibi bu ayrımcı dili sahiplenmesi gülünçtü. Bunu milli bir bayram günü yapması ise vahimdi.
Daha vahimi, bu düşmanca üslubu eleştiren Başkan Erdoğan'a her zamanki gibi "racon keserek" cevap vermesi ama aynı zamanda "ülkeyi kutuplaştırmama" çağrısı yapmasıydı. Hem bir yerel seçimi İstanbul'un Bizans'tan alınmasına benzetip hem de kutuplaşmama çağrısı yapmak ilginç doğrusu.

***


NE DİLEDİĞİNE DİKKAT ET...
Adli yıl başlangıcı ile birlikte Yargıtay'ın yeni hizmet binasının açılışı da yapıldı. Açılışta Diyanet İşleri Başkanı da dua etti ve bundan yine bir laik atak çıkarmayı başardılar. Örnek aldıkları Fransa'nın Cumhurbaşkanı'nın Katolik dünyanın başı kabul edilen Papa ile siyasi meselelerde en çok iletişim kuran Avrupalı başkanlardan olması ya da Amerika'da İncil'e el basarak yemin edilmesi ve meclisin papazların duasıyla açılması veya yanıbaşımızdaki Yunanistan'ın anayasasında bir "devlet dini"nin yer almasını örnek vermeye gerek yok.
Zira her ülke kendi özgün şartlarında din-devlet işleri dengesini kurmakta özgürdür. Bizde de kuruluşu itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, seküler devlet bünyesindeki bir İslam otoritesi olması hasebiyle istisnai konuma sahiptir. Bizde devlet din işlerinden ayrıdır ama aynı zamanda din işlerine içkindir. Zira dini konulardaki üst otorite aynı zamanda bir devlet memurudur. Müslüman çoğunluklu ülkeler içindeki müstesna pozisyonumuzun en önemli veçhelerinden biri de budur.
Ancak seküler hayat görüşüne sahip bazı kişilerin Diyanet'ten şikâyet ederken, hatta lağvını talep ederken ne istediklerini bildiklerinden emin değilim. Diyanet kaldırılınca İslam'ın da bu toprakları terk edeceğini düşünecek kadar öngörüsüz değillerse, dinin temsilinin ve eğitiminin tamamen "sivil"lere kalmasından memnun olacaklar mı? Farklı grupların Diyanet'in ehli sünneti temsilinden toplumu uzaklaştıracak faaliyetlere girişmesini, dini anlamıyla "haddi aşanları" nasıl önleyecekler mesela? Öyle ya, demokratik toplumlar din ve vicdan özgürlüğünü de teminat altına alır ve şiddete teşvik etmediği müddetçe her tür görüş ve eylem önce meşru, zamanla da ana akım hale gelebilir.
Diyanet'ten "kurtuldunuz" diyelim; onu ikame edecek yeni gerçeklikte devletin denetleme gücü sadece şiddete teşvikle sınırlanacaksa, şimdi o çok şikâyet ettiğiniz "kabuklu deniz hayvanları" fetvasını mumla ararsınız. Ne demişler: Ne dilediğine dikkat et, gerçek olabilir.

***


MERKEL'İN İÇLER ACISI HAYATI
Almanya Şansölyesi Merkel, siyasete vedaya hazırlanıyor. Böyle bir bağlamda Merkel'in ne kadar mütevazı bir hayatı olduğuna dair uydurmalar sosyal medyada yayıldı. Halbuki Merkel'in şansölyelik dönemindeki toplam maaşı 6 milyon Euro, tahmini nakit varlığı 3.5 milyon Euro. Ömrünün sonuna dek bir ofisi, makam aracı ve şoförü, özel kalemi ve üç çalışanı devlet tarafından karşılanacak. Başbakanlık binası, Beyaz Saray'ın iki katı büyüklüğünde. Almanya Cumhurbaşkanı da Bellevue Sarayı'nda kalıyor.
Kılıçdaroğlu, Karamollaoğlu ve Babacan'ın cumhurbaşkanı adayı yapmak istediği Abdullah Gül'ün emekliliğinde 18 araç ve 45 personel ile devlete rekor bir masrafa imza attığı düşünülürse, Merkel'in hakikaten içler acısı bir emeklilik yaşayacağını söyleyebiliriz tabii!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.