İBRAHİM KALIN İBRAHİM KALIN

Demokratik açılım ve 'Türklerin Menkıbeleri'

Newsweek dergisi, "Büyük İngiltere"nin giderek nasıl küçüldüğünü kapak yaptı. Yazı, İngiltere'nin ekonomik gerekçelerle küçüldüğünü söylüyor ve eski emperyal heveslerinden vazgeçmesini salık veriyor. Amerikan Dışişleri Bakanı Dean Acheson daha 1962'de şöyle diyordu: "İngiltere bir imparatorluk kaybetti ve kendine yeni bir rol bulamadı." Bir zamanlar "üzerinde güneşin hiç batmadığı imparatorluk" olan İngiltere, savunmadan diplomasiye her alanda ölçek küçültüyor.
Bunun göstergelerinden biri, İngiliz diplomasisindeki küçülme. 2004'ten bu yana İngiliz dışişleri bakanlığı altı bin olan çalışan sayısını dört bine indirdi. 2009'da 3.3 milyar dolar olan dışişleri bütçesinin 2010'da 2.5 milyar dolara inmesi bekleniyor. Bunlar hâlâ büyük rakamlar ama Avrupa'nın son imparatorluğu İngiltere'nin giderek küçüldüğü gerçeğini de ele veriyorlar.
İngiltere, bu küçülmeyi ertelemek için Amerika ile olan özel ilişkisini kullandı bu güne kadar. Tony Blair 1997'de iktidara geldiğinde yepyeni bir liderlik profili çiziyordu. Fakat Irak ve Afganistan gibi Bush maceraları Blair'in de sonunu getirdi. Halefi Gordon Brown, her gün "çok şükür bugün de iktidardan düşmedik" havasında bir başbakan. Amerika'nın dalına tutunarak küresel siyaset yapmanın da bir sınırı var.
Avrupa'da başka ülkeler başka sorunlarla boğuşuyor. Fakat hepsinin ortak sorunu, ölçek küçültmesi ve vizyon daraltması. Obama'lı Amerika'nın ne yapacağı dahi meçhul. Bu dönemde Türkiye ise tam tersi bir yol izliyor ve her alanda büyüyor. Bazen devlete, bazen devletçilere, bazen de "dahili ve harici bütün düşmanlara" rağmen. Demokratik açılım ve Kürt sorunu üzerine yapılan tartışmalar bunun bir işareti.

Sorun sadece Kürt meselesi mi?
Açılım Türk siyasetine yepyeni bir heyecan, renk ve dinamizm kattı.
Fakat sadece Kürt meselesini tartışmıyoruz. Adalet, eşitlik, hak, hukukun üstünlüğü, paylaşım, kardeşlik gibi en temel ve evrensel değerleri konuşuyoruz. Bunlar olmadan Türkiye'nin büyüyemeyeceğini, küçük bir Türkiye'nin ise Türküyle Kürdü, dindarıyla laiki, sağcısıyla solcusu herkese dar geleceğini söylüyoruz. "Küçük Türkiyecilik" yapanlara "büyük Türkiye herkesin nefes aldığı bir vadi olsun" diyoruz.
Ülkemizin seçkin sosyologlarından Prof. Nur Vergin hanım, geçen haftaki yazıma atfen bir mesaj gönderdi. Şöyle diyor Nur hoca: "... birileri mutlaka ne yapıp yapıp küçük ve külüstür bir Türkiye'yi gerçekleştirmek için elinden geleni yapar. Esamesi okunmayan, kimsenin dönüp bakmadığı, bir zamanlar şikâyetçi olduğumuz "bitli turistten" başka kimsenin uğramadığı bir Türkiye özlemiyle..." Özal yıllarının heyecanını hatırlattıktan sonra ekliyor Nur hanım: "Yaşım 70'e doğru ilerliyor. Şahsi hiçbir beklentim yok. Ama ölmeden önce yazınızda zikrettiğiniz "Türkiye rüyası"nın gerçekleştiğini görmek istiyorum."
Nur hanımın hissiyatına katılmamak mümkün değil. Temel sorunumuz kendimizi hâlâ cüce aynasında görmemiz. O yüzden büyüdüğümüzün farkında değiliz. Kendimize bu haksızlığı yaparken, başkalarını da dev aynasında görüyoruz. Hâlâ bizim hep yıkılmakta olduğumuzu, "şer güçlerin" ise büyümekte olduğunu zannediyoruz. Oysa artık ne Osmanlı'nın yıkıldığı ne de Cumhuriyetin kurulduğu yıllardayız. "

Türklerin Menkıbeleri"
İslam kelamının büyük düşünürlerinden el- Cahız (ö. 868), "Türklerin Menkıbeleri" adlı ünlü eserinde, Abbasi idaresi altında yaşayan farklı grupların özelliklerini tahlil eder. Amacı farklı etnisiteler arasındaki ihtilafları gidermek ve "kalplerini birbirlerine ısındırmaktır." Cahız'a göre Çinliler zanaatta, Yunanlılar felsefede, Araplar edebiyat ve belagatte, Farslar devlet yönetiminde, Türkler ise savaş sanatında temayüz etmişlerdir. Fakat Türklerin bu özelliğinin arkasında "vatan sevgisi" vardır der ve ekler Cahız: "Vatan sevgisi bütün insanlarda vardır... fakat bu en fazla Türklerde baskındır."
Türkler bu yıllarda İslam'la henüz yeni müşerref oluyorlardı. Kısa sürede muharip kıta olmaktan çıkıp medeniyet ve düzen kuran bir millet haline geldiler. Çinlilerin zanaatını, Yunanlıların felsefe ve bilimini, Arapların belagatini, Farsların devlet yönetimini ve başka milletlerin başka nice meziyetlerini alıp bir büyük sentez inşa ettiler. Şimdi oturup "biz bu işi nasıl yapmıştık?" diye kafa yormamız gerekiyor. Kendi menkıbemizi bugün nasıl yaşayacağız? Temel sorumuz bu.
BİZE ULAŞIN