NAZLI ILICAK

Başbuğ ne yapacak?

Dursun Çiçek imzalı belgeyi savcılığa ulaştıran ihbar mektubunda anlatılanlar, askeri yargının zaaflarını da ortaya koyuyor. Malûm, askeri mekânda, sivillerin doğrudan araştırma yapması mümkün değil; askerler yetkili. Böylece olayların örtbas edilmesi kolaylaşıyor. Nitekim, ihbar mektubundaki iddiaya göre, askeri savcı, delilleri yok etme çabası içine girmiş. Sadece savcılık değil, çok sayıda ordu mensubu "delilleri ortadan kaldırma" suçuna iştirak etmiş.
İhbar mektubundan bazı satırlar: "Olayın medyaya yansıdığı gün (12 Haziran 2009), sabah saat 04.30 itibariyle, Genelkurmay Başkanlığı, İletişim Daire Başkanlığı vasıtasıyla haberdar edilmiştir. İstihbarata Karşı Koyma (İKK) ve Güvenlik Dairesi Başkanı Tümgeneral Mutlu Arıkan ve beraberindeki bir binbaşı, sabah, Bilgi Destek Daire Başkanlığı'na geldiklerinde, bu dairede görevli Dursun Çiçek haricindeki iki şube müdürünün, mesai başlangıcından önce, Çiçek'in şubesinde, bilgi ve belge temizliği yaptığına şahit olmuştur. Aynı gün mesai başlangıcında Dursun Çiçek'e, Tümgeneral Mutlu Arıkan 'Bunu siz mi hazırladınız?' diye sormuş, Çiçek, panik içinde reddedince, Arıkan 'Sen onu bırak, ben sana bu şekilde hazırlanan yüzlerce belge gösteririm. Sen bu belgenin neden sızdığını söyle?' diye tepki göstermiştir. Sivil savcılığın olaya el koyması hususu gündeme gelince, Albay Çiçek'in bilgisayarı, ilgili şubedeki bütün bilgisayarlar ve server (ana bilgisayar) her şey alınmış, özel programlarla 35 kez, geri getirilmeyecek şekilde silinmiştir. Bu işlemler, 19-20-21 Haziran 2009 tarihlerinde, cuma, cumartesi ve pazar günü gizli bir şekilde yapılmıştır. Silinme ve temizleme işleminde, Genelkurmay Bilgi Sistemleri Daire Başkanlığı'nda görevli üst teğmen Fatih Karacaer ve Deniz Kuvvetleri Bilgi Sistem Daire Başkanlığı'nda görevli üst teğmen Berrin Şahin görev almıştır. Aynı şekilde Genelkurmay karargâhındaki tüm kâğıt imha makineleri bir araya toplanarak, hukuki açıdan sıkıntı oluşturacak 40 torbaya yakın evrak, bu makinelerde kırpılarak ve akabinde yakılarak deliller yok edilmiştir. Albay Dursun Çiçek ve ekibinin hazırladığı İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın TSK'ya ait olmadığını raporlamak ve belgenin, yazım teknikleri açısından sahte olduğunu ispat etmek amacıyla, Bilgi Destek Harekâtı ve Gayrinizami Harp tekniklerinde deneyimli bir personelin başkanlığında bilirkişi heyeti oluşturulmuş, kamuoyunun belgenin sahte olduğunu algılaması için göstermelik rapor hazırlanmıştır. Ayrıca, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın sızmasından sonra, yeni belgelerin sızmasını önlemek üzere, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Hasan Iğsız imzasıyla, 'Bilgi Güvenliği Tedbirleri' konulu bir dizi önlem alınmıştır."

***

İhbar mektubu, -tabii yazılanlar doğruysa- çok vahim bir gerçeği ortaya koyuyor. TSK'da, sürekli darbe planları hazırlanıyor, bunlar ortaya çıkınca, Genelkurmay Başkanı'nın da bilgisi dahilinde deliller imha ediliyor, belgenin içeriğinin suç unsuru olduğu unutularak, "Dışarıya nasıl sızdı?" diye sorumlu aranıyor. Üstelik, sızan belgenin sahte olduğunu ispat etmek için komisyonlar kuruluyor. Kamuoyu, yani halk aldatılıyor.
Hepimiz, Dursun Çiçek'in, Genelkurmay Başkanlığı tarafından nasıl himaye altına alındığına şahit olmuştuk. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Çiçek, 2009 yılı Askeri Şûra'sında terfi edemeyince, basına yansıyan "önü kesildi" iddiaları üzerine, açıklama yapma gereği duymuştu: "Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda sadece bir adet Deniz Piyade Amiral kadrosu var ve bu kadro dolu olduğu için Dursun Çiçek terfi edememiştir."
Belge hakkında "kâğıt parçası" demesi ve açıklama sırasındaki asabi tavrı da işin cabası.
Bütün bu bilgiler ışığında, yeniden sormak istiyoruz: İlker Başbuğ nasıl davranacak? İstifa mı edecek, yoksa emekliye mi sevk edilecek?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN