NAZLI ILICAK NAZLI ILICAK

Bingöl, Başbağlar, Güçlükonak, Şemdinli ve Danıştay

Tokat'ın Reşadiye ilçesinde 7 kişinin şehit olmasıyla sonuçlanan saldırıyı, PKK'nın bir biriminin yaptığı anlaşıldı. Bunu, hem kendileri açıkladılar, hem de Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanı Korg. İsmail Hakkı Pekin teyit etti. Buna rağmen, spekülasyonlar devam ediyor. Meselâ, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, "Neden PKK 3 gün sonra üstlendi?" sorusunu gündeme getiriyor. Çünkü, PKK'nın söz konusu biriminin "taşeron örgüt" olarak kullanılması da ihtimal dahilinde. Tabii ki, çok küçük bir ihtimal. Umut ediyoruz failler yakalanır ve sorgulanır. Böylece, her türlü şüphe de ortadan kalkar.
Neden kuşku duyuyoruz ya da neden tereddütten kurtulamıyoruz? Sebebi ortada. Geçmişte, acı olaylar yaşandı.
Meselâ 1993'te, Bingöl'de, silâhsız 33 eri otobüste, gerçekten PKK'lılar kurşuna dizmişti ama, daha sonra, bunun, Öcalan'dan habersiz, Şemdin Sakık tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Sakık hangi maksada hizmet ediyordu? Aynı tarihte, devlet, Öcalan ile temas kurulmuştu; PKK tek taraflı ateşkes ilân etmişti; Bakanlar Kurulu, teröristleri dağdan indirecek bir takım düzenlemeler yapmaya hazırlanıyordu. Her şey yarım kaldı. Seneler sonra, Şemdin Sakık'ın başında bulunduğu birime, Türkiye'den yanlış enformasyon aktarıldığı anlaşıldı: 33 silâhsız er yerine, Özel Tim'in vurucu bir gücünün bölgeye operasyon amacıyla gittiği malûmatı terör örgütüne ulaştırılmıştı.
Bunun gibi, 5 Temmuz 1993 tarihinde, Başbağlar köyünde gerçekleşen katliamın da, ne olduğu tam anlaşılamadı. Sözde PKK üyesi 100 kişilik bir grup köyü basmış, yatsı namazında bulunan köyün erkeklerini bir alanda toplamıştı. Kadın ve çocuklar da meydana götürülmüş ve kendilerine 1.5 saat terör örgütünün propagandası yapıldıktan sonra, erkekler 100 metre uzağa sevk edilerek kurşuna dizilmişti. 214 hane, cami, okul, halkevi kundaklanarak yakılmıştı. O günlerde, Başbağlar katliamı, 3 gün önce cereyan eden Sivas Madımak Oteli'nin yakılması olayına misilleme olarak gösterildi. Hadiseyi takiben Jandarma ve polis operasyonu sonucunda 20 kişi tutuklandı, yargılandı ve beraat etti. Yargıtay, Jandarma ve polise verilen ifadelerin işkence altında alındığını kabul etti; delil saymadı.
Gene kafaları karıştıran bir başka katliam Güçlükonak'ta cereyan etti. Güçlükonak'a bağlı Koçyurdu köyünden 4'ü korucu 11 kişi, bulundukları minibüste önce ağır silâhlarla taranarak öldürülmüş, ardından da minibüs ateşe verilerek yakılmıştı. O tarihte PKK'nın tek taraflı ilân ettiği ateşkes sürüyordu. Yetkililer, bu katliamdan PKK'yı sorumlu tuttular. Hatta Genelkurmay Başkanlığı, yabancı basın mensuplarına bir gezi tertip ederek, onları olay yerine götürdü ve "PKK yaptı" tezini işledi. Ölenlerin vücut ile elbiseleri yanmış olmasına rağmen, hepsinin kimliğinin sapasağlam askerin elinde çıkması, şüpheleri kuvvetlendirmişti. Nitekim yıllar sonra, dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Bakanı Adnan Ekmen, "Araştırınca arkasından devlet çıktı; tanıklar korkunca biz de üzerine gidemedik" açıklamasını yaptı. (17 Şubat 2009)
2005'te, Hakkâri'de peş peşe bombaların patladığını, ama bombayı patlatanların, istim üzerinde iken, Şemdinli'de ele geçirildiklerini hatırlıyoruz. Umut Kitabevi'ne bomba atan iki astsubaydan bahsediyorum.
Bir başka örnek de, suçu başörtüsüne ve dincilere yüklemek amacıyla gerçekleştirilen Danıştay saldırısıdır.
Yanlış anlaşılmasın, "PKK yapmadı" demiyorum. PKK her türlü melaneti, her türlü katliamı yapar. Ama, "Eylemlerin önü, arkası, maksadı iyice araştırılmalı" düşüncesindeyim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.