NAZLI ILICAK NAZLI ILICAK

Önce parlamentoda, sonra Muş'ta öfke

Bir ülkede, bir avuç insan, isterse büyük kargaşa çıkarabilir. Mesele, bunun zeminini yaratmamak. Ama önceki gün, parlamentodaki o öfkeli havayı görünce, "Memleketin karışması herhalde siyasetçilerimizin umurunda değil" demekten kendimi alamadım. Ortam çok gergindi. AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan da, yatıştırıcı olacağına, beyanlarıyla daha büyük bir kutuplaşma yarattı.
Kabul... Kemal Anadol'un sürekli bağırıp çağırması, hatta milletvekili sıralarından Başbakan'a "Namertsin" diye bağırılması, hayli tahrik ediciydi. Lâkin aklımızdan çıkarmayalım, yatıştırıcı olması gereken iktidar partisidir; onların yöneticileridir.
Anayasa Mahkemesi, DTP hakkında kapatma kararı verdikten sonra, Türkiye'de şöyle bir tablo görmeyi umuyordum: Başbakan, hemen harekete geçiyor, siyasi parti genel başkanlarından randevu istiyor; partilerin kapatılmasını zorlaştırıcı adımlar atılması amacıyla görüşmeler yapılıyor ve uzlaşma sağlanıyor. Hatta Baykal, Bahçeli ve Erdoğan, DTP'yi özensiz davranışlarından dolayı suçlamakla birlikte, gene de siyasi partilerin demokratik hayatımızın vazgeçilmez unsurları olduğunu vurguluyorlar.
Bu, sorumlu bir davranış olurdu. Dalga dalga tabana yansır, öfkeler sükûnet bulur, aklıselim galip gelirdi. Bütçe müzakereleri sırasında tam tersi yapıldı. İpler gerildi; nefret hâkim oldu.
O zaman, Muş'un Bulanık ilçesinde cereyan eden hadiseyi nasıl kınayacağız? Yanlış anlaşılmasın, kınayacağız elbette ama "Böyle başa, böyle tıraş" demekten de kendimizi alamayacağız. Sükûnet tavsiye etmesi gereken politikacılarımız yangına körükle gidiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.