NAZLI ILICAK

Çatlak ve tartışma

İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in, 27 Şubat 2010 tarihli genelgesi, yeniden tartışmaya açıldı. Çünkü Balyoz soruşturmasını yürüten ve Merkez Komutanlığı ile Emniyet'e 86 muvazzaf ya da emekli askerin yakalanması müzekkeresini yazan savcılardan ikisi başka göreve verildi. Başsavcı veyahut vekilinin buna yetkisi var mı, yok mu? 27 Şubat genelgesi, Anayasa'nın 138. maddesinin teminatı altında bulunan hâkim bağımsızlığına aykırı mı, değil mi? Bunları inceleyeceğiz.
Aykut Cengiz Engin, 27 Şubat 2010'da bir genelge yayınlayarak, "Arama, yakalama, gözaltı talimatının yerine getirilmesinde, başsavcı vekillerinden birinin 'uygun görüldü' şerhinin bulunup bulunmadığına bakılmasını" Merkez Komutanlığı ve Emniyet'ten talep etti. Bu hukuka aykırı bir talepti. Çünkü arama ve yakalamanın ancak mahkeme kararıyla gerçekleşmesi mümkündü. Söz konusu genelgeyle, Başsavcılık, kendisini, mahkemenin üzerinde bir konuma oturtmuştu. Ama sonradan, Aykut Cengiz Engin, genelgeyi düzeltti ve "Başsavcı ile vekiline bilgi verilsin" şekline dönüştürdü; yanlıştan geri adım attı.
Fakat son gelişmeler, gene zihinlerde bir şüphe uyandırdı. Acaba, Balyoz dosyasından alınan savcılar, 86 muvazzaf ya da emekli askerin yakalanması için bir mahkeme kararına mı dayanıyorlardı? Ve bu mahkeme kararı hiçe sayılarak operasyon durdurulmuş muydu? Konuyu, İstanbul Başsavcı vekili Turan Çolakkadı ile konuştum; bazı teknik bilgiler aldım.
"Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 98'e göre, yakalama emrini ancak hâkim verebilir. Ama CMK 90'da, suçüstü halinde ya da gecikmesinde sakınca bulunursa, herkes yakalayabilir. Mahkeme kararı arkadan gelir. CMK 251'e göre ise, ağır suçlarda, mahkeme ya da savcı, sadece şüpheliyi değil, şahidi, hatta müştekiyi, 'isharen', yani zorla mahkemeye çağırabilir. Bu bir yakalama emri değildir; gün, saat, yer belirtilerek, 'Söz konusu kişiyi hazır bulundurun' anlamındadır. Görevden alınan savcılar, yer ve saat belirtmeden ya da CMK 251'e atıf yapmadan, müzekkere yazıp, 'Bu kişileri hazır bulundurun; getirin' demişler. Bu bir usul hatası ama yaygın bir uygulama. Davetiye çıkartmak yerine, kolayına geldiği için bir müzekkereyle şahısların getirilmesi Kolluk'tan talep ediliyor. Burada yakalama emri ya da gözaltı emri söz konusu değil. Yani biz Başsavcılık olarak, mahkeme kararına müdahale etmedik; soruşturmaya da sekte vurmadık. Yeri değiştirilen savcıların yazdığı müzekkere de durdurulmadı; durdurulamaz. Sadece Emniyet'e ve Merkez Komutanlığı'na, 'Savcılar değişti; bu soruşturmayla ilgili iki yeni savcı var. Onlardan talimat alacaksınız' diye bildirdik. Müzekkerede, zaten gün ve saat belli değildi. Yeni görevlendirilen savcılar, ifadelerine başvurmak istedikleri kişilerin getirilmesini, dosyayı tetkik ettikten sonra gerekli mercilerden talep edecekler. Belki 86 kişi birden çağrılmayacak; ifadelerin alınmasını kolaylaştırmak için 5'er 10'ar kişilik gruplar gelebilir."

***

Demek önümüzdeki günlerde 86 asker, daha küçük gruplar halinde, ifadeleri alınmak üzere İstanbul'a getirilecek. Böyle olması daha doğru. Aksi takdirde, 4 günlük gözaltı süresinin bir kısmı, beklemede, Emniyet'te geçiyor. Kamuoyunda rahatsızlık doğuyor ve tartışma çıkıyor. Muvazzaf askerleri de içine alan kapsamlı bir soruşturma, çok daha özenle yürütülmeli. Başsavcılığa hiç haber vermeden, aralarında kolordu komutanlarının da bulunduğu kişiler, topluca getirilip, Emniyet'te bekletilemez. Yanlış anlaşılmasın, sadece kolordu komutanı değil, hiç kimseye, ifadesi alınsın diye böyle bir eziyet ve küçük düşürücü muamele yapılamaz. Bu tarz uygulamalar sansasyon yaratır ama, adil yargılamayı da zedeler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN