NAZLI ILICAK

Türkiye'de Başkanlık sistemi mi?

Tayyip Erdoğan, dün atv'de, "Başkanlık" sistemine geçilmesi fikrini ortaya attı. Belli ki, 2011 seçimlerinden sonra yeniden anayasa tartışması gündeme gelecek; bu defa, köklü bir sistem değişikliği önerilecek.
Başkanlık rejimi, cumhurbaşkanının, sadece halk tarafından seçilmesiyle gerçekleşmiyor. Topyekûn bir siyasi sistem değişikliği gerekli. Belki iki Meclisli bir Parlamento'ya dönülecek. Katı bir "kuvvetler ayrılığı" söz konusu olacağı için, kurulan hükûmetin Meclis'ten güvenoyu alması söz konusu değil. Cumhurbaşkanı, Başbakanlık görevini de uhdesinde toplamış güçlü bir konumda. Dilediğini bakan olarak atıyor. (ABD'de bu kişilere zaten sekreter adı veriliyor) Sadece Kabine'yi değil, Başkan, adli, idari, askeri üst düzey bürokratların da tayininde söz sahibi. Göreve gelince hepsini değiştirebiliyor. Bunlardan yalnız mahkeme üyeleri müstesna olmak üzere, diğerlerinin azli de Senato'nun onayıyla Başkan'a ait.
Başkanlık sistemi, Amerika'da başarıyla yürüyor ama, Güney Amerika'da uzun yıllar otoriter sistemlerin ve askeri darbelerin zeminini oluşturdu. Başkanlık rejiminin, ABD'de, başarıya ulaşmasının birçok sebebi var. Bunlardan en önemlisi, Başkan'ın otoritesini dengeleyen federatif yapı. Her eyaletin ayrı bir hükûmeti ve onun başında seçilmiş bir valisi mevcut. ABD, yerel otoritelerin ağırlık kazandığı bir siyasi mekanizmaya sahip. Ayrıca, parti disiplini mevcut değil. Her parlamenter dilediği gibi oy kullanabiliyor. Milletvekilleri ya da Senatörler, kendilerini, Başkan'ın iki dudağı arasında hissetmiyor. Tabii bir de, ABD'nin kuruluş felsefesi bizimkinden çok farklı. Bunun için, 1787 Amerikan İstiklâl Beyannamesi'ne bakmak yeterli. Vaktiyle vatanlarını bırakıp İngiltere'den Amerika'ya göç eden muhacirler, kanaat ve vicdan hürriyetinin peşinden koşuyordu. İlk 13 koloni temsilcileri, Filedelfiya'da buluşup, Amerika Birleşik Devletleri'nin temellerini atmaya koyuldukları zaman, bu insanların nazarında, dünyanın en aziz nimeti hürriyetti. Amerikan İstiklâl Beyannamesi'ne göre, "Bütün insanlar eşit doğar ve vazgeçmeleri mümkün olmayan bir takım doğal haklara sahiptir. Hür yaşama ve mutlu olma, bu hakların en başında gelenidir. Bu hakları teminat altına almak için, uzlaşarak, aralarında bir hükûmet kurmuş ve bir otorite oluşturmuşlardır."
Görüldüğü gibi, ABD'nin kurucu babalarının gözünde, devlet, insanının mutluluğunun ve özgürlüğünün korunması amacıyla vardır. Bizim dünyamızda ise, devletin bekası önemlidir. Her insan, kendisini, bu gaye uğruna feda etmeye hazır olmalıdır. (Varlığım, Türk varlığına armağan olsun) Özgürlükler, sık sık ülke bölünmezliği ve laik cumhuriyet açısından bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye'de, insan, devlet için vardır. Amerika'da ise, devlet, insanın mutluluğuna hizmet içindir; bu ülkede, hak ve hürriyet düşüncesi anayasanın temel felsefesini oluşturmuştur.
Yukarıdaki konuları daha çok tartışacağız ama, ilk günden kanaatimi ifade edeyim: Amerika benzeri bir Başkanlık sistemine karşıyım. Belki Tayyip Erdoğan kendisine göre bir kıyafet hazırlıyor ama, gücün kolayca otoriter bir rejime dönüştüğü Türkiye'de, ABD'den ziyade, Güney Amerika ülkelerine benzeyeceğimiz endişesini taşıyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN