ŞELALE KADAK ŞELALE KADAK

Zenginlik de bir yere kadar!

Ayşe Özyeğin'le karşılaştığım toplantıların konusu hep 'hayırseverlik' oluyor. Kahve aralarında müthiş mini sohbetler yapıyoruz ama o öylesine mütevazı ki konuşmalarının benim açımdan haber değeri taşıdığını anladığı an, "Bunlar off the record, lütfen yazmayın olur mu?" diyor nazikçe.
Ayşe Özyeğin ve eşi Hüsnü Özyeğin, Anne ve Çocuk Eğitim Vakfı'nın (AÇEV) kurucuları. Evet, Hüsnü Özyeğin, Forbes Dergisi tarafından yapılan zenginlik sıralamasında Türkiye'nin en zengin insanı seçildi ama benim yazılarımda zenginliğinden ziyade yaptığı üniversiteyle ve hayırseverliğiyle yer aldı.

Ayşe Özyeğin'e anlamsız gelen
İşte Ayşe Özyeğin ile sohbet ederken karı-koca Özyeğinler'in zenginliğe bakış açılarının ne kadar aynı olduğunu daha iyi anladım. "Nasıl olabilir Şelale Hanım" dedi Ayşe Özyeğin, "Müthiş iyi bir eğitimin ardından doktor ya da bilim insanı olan biri belli bir para kazanır ama bir işadamı bir hareketiyle birden müthiş zengin olabilir. Bu bana anlamsız geliyor."
Bu sohbet şuraya gidiyordu. İnsanın da bir harcama limiti var. Milyarlarca doların dahi olsa ve her istediğini yapsan da bunun ne kadarını harcayabilirsin ki? O nedenle dünyada yükselen bir trend olan hayırseverliğin etkisi altına girmemenin ihtimali yok.
Warren Buffett ve Bill Gates'in başlattığı hayırseverlik hareketi kapsamında 500 milyarderden 57'si şimdiden servetinin yarısını bağışlama kararı aldığını açıkladı. Üstelik düşünün 2009 krizi başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelere yıkıcı darbe vurdu, evet zenginliğin bir kısmını da aldı götürdü. Ama gelen haberlere bakılırsa zenginler servetlerinin büyük bir kısmını bağışlama konusunda geri adım atmadılar.
Sabancı Vakfı
'yla bu toplumdan aldığını yeniden bu topluma veren Sabancı Holding'in başkanlık koltuğunda oturan Güler Sabancı geçen hafta bizleri bir seminere davet etti. Vakıf iki yıl kadar önce yeniden yapılandırıldı ve ardından sonuç odaklı, etkisi kuvvetli müthiş projelere imza atmaya başladı.

Hayırseverlik dünyayı değiştirir!

Hayırseverlik bir numaralı gündem maddesi olunca, seminerin başlığı da çarpıcıydı. "Hayırseverlik dünyayı değiştirebilir mi" diye.
İki de önemli konuşmacı vardı. Önsözünü Bill Gates'in yazdığı Philantrocapitalism: How Giving Can Save the World'ün (Filantrokapitalizm: Hayırseverlik dünyayı nasıl kurtarabilir?) isimli kitabın yazarı ve The Economist dergisinin New York Büro şefi, meslektaşım Matthew Bishop ve uzun bir süredir vakıflarda hayırseverlik konusunda çalışan ve King Baudouin Vakfı'nın Yönetici Direktörü Luc Tayart De Borms.
Koç Vakfı'nın başkanı Semahat Arsel'den, AÇEV'in kurucusu Ayşe Özyeğin'e kadar Türkiye'deki bir çok vakfın başkanı bu seminere ilgili göstermişti.
Güler Sabancı'nın, paradan ziyade bu işlerin sabır ve gönül işini olduğunun altını çizmesi boşuna değildi. Çünkü ben şahsen Sabancı'nın bazen sabahtan akşama sadece vakıf işlerine zaman ayırdığını, yurtdışı seyahatlerini yarıda kestiğini ya da hava şartlarının zorlamasına rağmen programını değiştirmediğini biliyorum. Bir de tabii Sabancı Vakfı'nda öyle projeler var ki verilen paranın sözü dahi edilemez ama etki alanı öyle büyük ki insanı şaşırtıyor.
Mathhhew Bishop, Gates Vakfı'nı yakından takip ediyor ve servet anlamında altın bir çağda olduğumuzu düşünüyor ama tabii, "Bağışın amacı risk almak olmalı" diyor. Bishop, dünyada geleneksel bağışın işleyişinin değiştiğini, stratejik ve etki odaklı olduğunu söylüyor.
King Baudoin, gösteriş ve özentiden uzak, tutku ve istekle yapılan hayırseverliği överken, düşündüm de Türkiye'de aslında bu tanıma uyan çok insan var.
Ne mutlu bize.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.