HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Atlas'ın sırtındaki Kürtler

Dil böyle bir şeydir. İnsan onu sadece net biçimde anlatmak istediklerini söylemek için kullanmaz. O dilin bilinçli ve işlevine uygun kuralıdır. Bir de dilin görünmeyen yüzü, biz farkında olmadan işleyişi vardır. Onu 'dilimize geldiği' gibi kullanırız fakat dil o sırada çok önemli bir iş yapmakta ve gene bir anlam üretmektedir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Prag yolundan dönerken basına yaptığı açıklamada mealen 'ister PKK, ister Kürt, ister Güneydoğu sorunu diyelim, Türkiye'nin meselesi 'o' meseledir' derken 'dile getirdiği' tam da şu söylemek istediğimi gösteren, ortaya koyan bir örnektir. Cumhurbaşkanının o 'masum' ifadesi sahip olduğumuz, iç içe ve karşı karşıya bulunduğumuz sorunun nasıl bir yumak olduğunu bize işaret ediyor. Açıkçası ve gerçekten de sorun tek başına ne Kürt ne PKK ne Güneydoğu sorunudur. Sorun bunların tümüdür, bunların iç içe geçmiş halidir. Birisinden 'kurtulmak' diğerinden kurtulmayı sağlamaz.
Bu 'okuma' karşımıza çok önemli bir sonuç getiriyor. Son otuz yıldır kanlı ve acılı bir biçimde yaşadığımız bu sorun Kürt sorunuyla bir demokrasi, Güneydoğu sorunuyla bir sosyoloji ve ekonomi, PKK sorunuyla bir siyaset sorunu olduğunu bize gösteriyor. Tıpkı Atlas'ın sırtında taşıdığı yer küre gibi biz de işte bu büyük kayayı sırtımızda taşıyoruz.
O zaman garip bir noktaya geliyoruz. Çözüm arıyorsak eğer nereden başlayacağız?

Demokrasi ve siyaset
İşte bu sorunun cevabıdır ki, bizi bugüne kadar içinde bulunduğumuz dar, karanlık ve çıkmaz dehlize tıkadı. Sorunun çözümünün öncelikle demokrasiden ve siyasetten geçtiğini yeteri kadar anlamadık. Oysa bugün bunu idrak etmemiz için elimizde yeteri kadar gösterge mevcut. Sayalım...
Bir, o göstergelerin başında dünya düzenindeki değişiklik geliyor. Obama dönemi artık daha fazla siyasi bir sorunun askeri tavır ve mekanizmalar içinde çözülemeyeceğini bize gösteriyor.
İki, Cengiz Çandar'ın dünkü (12.5.2009/Radikal) yazısı son derecede önemli bir tespit içeriyordu, bu doğrultuda. Çandar'a göre değişen düzen PKK'nın başlangıç dönemindeki taleplerini ortadan kaldırmıştır. Dağa piknik yapmak için değil bağımsız/özerk bir Kürt devleti-Kürdistan oluşumu için çıkmış olan PKK artık bu sonucu elde edemeyeceğini gördü ve anladı. Şimdi dağdan inmek istiyor ama bunun bir yolu olmalı. Daha sakin bir biçimde bakınca PKK'nın veya daha geniş biçimde Kürt kesiminin dünyada meydana gelen değişiklikleri iyi algıladığını, doğru değerlendirip doğru yorumladığını gösteriyor. Değişen bir düzende PKK üstüne düşeni yaptı.

Hamle üstünlüğü

Satranç bilenler bilir. Hamle üstünlüğü diye bir şey vardır. Oyunun iyi kötü ortada olduğu bir dönemde bu çok büyük bir avantajdır. İnsana sahayı dilediği gibi düzenleme, oyunu yeniden biçimlendirme imkânı verir. Bir o kadar da önemlidir o hamle, hamleyi yapacak kişi bakımından. Doğru oynanırsa ne ala, üstünlük hamleyi yapana geçer, yanlış oynarsa o üstünlüğü karşıdakine devreder. Şunu da belirteyim: hamle üstünlüğünü sağlayacak manevranın ne olduğu bellidir de, iş onu bulmaktadır.
Sıra şimdi Türkiye'de. Yani hamle üstünlüğü Türkiye'de. Eğer bu ülkede demokratik mekanizmalar işliyorsa, eğer demokratik güçler ve hepsinden önemlisi siyaset ve siyasal/ sivil iktidar duruma egemense o takdirde gereken adımları hızla atmak zorundadır. Yapılması gerekenlerin önemli bir bölümü meşruiyet bakımından da taktik mücadele bakımından da ona büyük bir üstünlük kazandıracaktır.
Onların neler olduğu da gene dünkü Taraf'ta 'kolay işler' diye sayıldı, sıralandı. Hepsini değil, içlerinden bazılarını gerçekleştirse bile hükümet kendisini bambaşka bir konuma taşıyacaktır. Ve kabul edelim ki, o hamlelerin bazıları, gene Türkiye'nin kendi eliyle hem de çok yanlış bir biçimde bozduğu işlerdir. Fena mı, şimdi olması gerekeni yaparak Türkiye bir de siyasal, moral, uluslararası ve hatta askeri üstünlük kazanacaktır.
Sonuç şu: Sorun öncelikle demokratik ve siyasal bir yaklaşımla çözülebilir. Bu baştan beri böyleydi ve ne yalan söyleyeyim, ben, devletin bunu ilk günden beri 'bilmediğine' inananlardan değilim. Yani demek istiyorum ki, yeni çözüm girişimlerine kalkışılacaksa eğer, böyle bir irade varsa, hükümet sadece PKK'yı değil, devletin içindeki 'iyi saatte olsunlar'ı da çok iyi hesap etmelidir.
Siyaset de budur işte!
BİZE ULAŞIN