HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

19 Mayıs 'gerçeği'

Yarın 19 Mayıs. Her yıl bu tarihsel fenomenin ne olduğunu bir kere daha soruyoruz. Mesele "Bandırma gemisi neydi" sorusundan Mustafa Kemal'in yanındakilere, hatta İstanbul- Samsun arası yolun niye o kadar sürdüğüne kadar uzanıyor. Bu tartışma çok önemli. Sadece artık bıkkınlık vermiş ama bir o kadar da doğru olan "resmi tarih"in aşılmasına değil, daha önemlisi, onun sınırladığı toplumsal bilincin ve bilgi politikalarının değişmesine tekabül ediyor.
Gerçek dediğimiz olgunun tekil değil çoğul, basit değil karmaşık olduğunu bu suretle ve süratle öğreniyoruz. Bu arada bazı kabuller yerinden uğrayabilir, bu belli noktalarda bir toplumsal travma yaratabilir. İnternet çağında yani bilginin gündelik hayatta bu kadar özgür bir biçimde dolaştığı bir dönemde buna da yapacak bir şey yok. Yaşanacak yaşanacaktır.
Başladığım noktaya dönersem, benim için 19 Mayıs ile bütünleşmiş çok önemli bir soru/n var: o karar ortaya nasıl çıktı, Samsun'a gidiş Mustafa Kemal'in kendi tercihi miydi, daha önceki siyasal kadroların bu kararın oluşumunda rolü neydi? Bu sorular genişletilebilir ve çok önemli bir başka soruyla bütünleşir: Kurtuluş Savaşı kararı nasıl oluşturuldu?

6 ay içinde...
Alev Coşkun
bu sorunun cevabını malzeme olarak (Samsun'dan Önce Bilinmeyen) 6 Ay isimli yapıtta topladı. Çok belli ki, direniş kararı Mustafa Kemal son görevinden istifa edip İstanbul'a gelmeden önce kafasında hazırlandı. Bunu açtığı ve yakından paylaştığı tek kişi hayatının sonuna kadar (bir dönem ters düşse de) yanında tuttuğu, öğrencilik dönemi arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa oldu. Daha sonra İstanbul'a döndü.
İstanbul'da geçirdiği Kasım-Mayıs arasındaki devrede dağılmış İttihad ve Terakki kadrolarının askeri erkânıyla çok sıkı bir irtibat içinde oldu. Başka bir şey yapması mümkün değildi. Çünkü o kadronun Kazım (Karabekir) Paşa gibi önde gelen askeri erkânı henüz orduların başındaydı ve Mustafa Kemal onları yok sayarak bir yere varamayacağını bilecek kadar uzgörüşlüydü.
Burada başka bir soru var: İ-T'nin "triumvira" sı Mustafa Kemal'e destek verdi mi? Hüseyin Cahit anılarında son gördüğünde Enver Paşa'nın Padişah'la görüşecek Talat Paşa'ya "Ordunun başına Mustafa Kemal'i getirmesi için onu ikna et, orduyu ondan başkası toparlayamaz" dediğini belirtir. Ben kişisel olarak buna inanmıyorum. Kaldı ki, o kadro Türkiye'yi terk etmiş, içeriyle irtibatı çok büyük ölçüde zayıflamıştı. Ortada ayrıca bir de itibar kaybı vardı. Fakat Rauf Orbay ve İsmet, Refet gibi paşaların Mustafa Kemal'e destek verdikleri bir gerçektir. Yani eski kadrolar yeni bir isim etrafında birleşiyordu.

İç savaş şartları
İkincisi, Kurtuluş Savaşı adı koyulmamış bir iç savaş olarak başlıyordu. Devlet yıkılmıştı. Yeni bir devlet kurma iradesi ortaya çıkmıştı. Şimdi iş yeni devlete kimin hâkim olacağıydı. Üç etnik grup bu konuda çarpışıyordu. Çerkezler, Rumelililer ve Kürtler. Ve tabii bu grupların oluşturduğu sosyo-ekonomik dinamikler. Büyük uzlaşma ihtiyaçları ve bilhassa Müslümanlarla İttihadçılar arasında gelişen taşra-merkez koalisyonları.
Hareketi başlangıçta Çerkezlerin organize ettiği söylenebilir. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkarılması, sonra izlediği güzergâhın oluşturulması, güvenliğinin sağlanması kendiliğinden olamaz. Bu mutlaka yerel güçlerle yapılan bir ittifaktı. Günü geldiğinde gruplar birbiriyle hesaplaştı. (Bu konudaki görüşlerimi Tempo dergisinin Nisan sayısında yazdım.)

Ve lider olmak...
Üçüncü soru şu: niye Mustafa Kemal? Sanıyorum Türkiye'deki tartışmaların düğüm noktasını bu soru oluşturuyor: Mustafa Kemal kültünü benimsemiş olanlar böyle bir muhakemenin onun kişisel çaba ve gücünü görmezden gelmek olduğunu varsayıyor. Hiç ilgisi yok. Asıl değinmek istediğim de o.
Hareketi bir kadro hazırladı. Bu kuşkusuzdur. Fakat hiçbirisinin kafasında Mustafa Kemal'in zihninde olduğu gibi siyasal bir plan yoktu. İkincisi, Kurtuluş Savaşı sadece Samsun'a çıkmak değildir. Akıl almayacak kadar karmaşık bir olgudur Kurtuluş ve Mustafa Kemal'in gerek zekâsı gerekse iradesi bu mekanizmayı kendi siyasal planı doğrultusunda ve tarihi yeniden şekillendirecek bir biçimde işletmiştir. Ama hiçbir aşamada Mustafa Kemal hareketi bir kadro hareketi olarak görmekten vazgeçmemiştir.
İşte bu nedenle ben Cumhuriyet'i süreklilik içinde radikal bir kopuş diye nitelendiriyorum. 19 Mayıs bu kararın kristalizasyon noktasıdır. Bir meçhulün bir mümküne dönüştürülmesidir. Ama kendine özgü ve hiçbirisi ötekinden daha az önemli olmayan koşulların teker teker yan yana getirilmesiyle...
BİZE ULAŞIN