HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Fransa'yı içten kuşatmak

Paris'te Fransız dostlarımızın herhalde bize bir jest yapmak için tam manasıyla bir Türk hamamına dönüştürdükleri salondaki basın toplantısından çıkıp Büyükelçiliğin bahçesindeki kabule geçtiğimizde Türkiye'nin çok yakın ve ona birçok kolaylıklar sağlamış bir dostu yanıma gelip, "azizim" dedi "büyük üzüntü duyuyorum ama gerçek şu ki, Türk kültürü Fransa'da tanınmıyor, haydi, yeterince tanınmıyor diyelim" dedi. Adamcağız bunları söylerken mahcup ama çok içtendi. Benim düşüncem de aynı yönde. Belki Orhan Pamuk'un, Nuri Bilge Ceylan'ın büyük başarılarından sonra sıfır noktasında değiliz ama Türk kültürünün Fransa'da gerçekten tanındığını söylemek herhalde çok zor.

Uzun bir mevsim

Açılışına katıldığım Fransa'da Türk Mevsimi tam bu noktada devreye giriyor. 9 ay sürecek bu program. 16 farklı disiplinde yaklaşık 400 proje yer alacak. Sadece Paris'te değil 55 ayrı kentte ve kasabada devam edecek. İtiraf edeyim ki, bendenizin de epey emeği geçmiş, 1990'larda bir edebiyat programı olan Belles Etranger'le mukayese edilemeyecek kadar büyük, geniş, derinlikli bir çalışma bu. Görgün Taner'in, Nazan Ölçer'in büyük katkılarıyla hazırlandığı gibi Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın iradesi de programın ortaya çıkmasında önemli ve kutlanması gereken bir rol oynadı.
Programın son dakikada kurtarıldığını biliyoruz. Başbakan Erdoğan, Sarkozy'nin saçma sapan çıkışlarına cevap olarak Türk Mevsimi'nden vazgeçmeyi ciddi olarak düşünüyordu. Bu yapılabilecek en büyük yanlış olacaktı. Pireye kızıp yorgan yakmak herhalde bu gibi durumlar için söylenmiştir. Erdoğan bir politikacı olarak tepkisinde haklı, yönteminde yanlıştı. Ayrıca unutmayalım ki, Sarkozy bugün var yarın yok bir siyasetçidir. Onun manasızlıklarına verilen en büyük yanıt Fransa'daki Türk çıkarmasıdır.
Düşününüz ki, milyonlarca turistin ziyaret ettiği Tuileries bahçesinde bir Türk kahvesi kurulacaktır, Paris'in dört bir yanında çağdaş Türk sanatından örnekler yer alacaktır. Türkiye toplumsal, kültürel meseleleriyle panellerde, seminerlerde konuşulup tartışılacaktır. Her şey demek değildir ama bu çaba öyle az buz bir şey değildir.

Kendinden büyük kültür

Bu süreçte insan "Türk kültürü yurtdışında neyle temsil edilerek sergilenmelidir" sorusunu haklı olarak soruyor kendine.
Uzun yıllardan sonra benim verdiğim yanıt "çağdaşlık"tır. Bu kavramın bizde ne kadar netameli olduğunu bilmez değilim ve işlerin o noktaya gelmesinde benim de bir ölçüde payım olmuştur. Ayrıca ben Osmanlı kültürünün büyük bir birikim olduğuna bütünüyle inananlardanım. Ne var ki, sadece ona dayalı bir kültür temsili algılama ve kabul açısından zordur.
Fransa, klasiği bütün Avrupa toplumlarından ve kültürlerinden daha fazla yaşar. Bugün de Fransa'nın kendi klasiği içinde hatta 19. yüzyılda yaşadığını söylemek kabildir. Ne var ki, aynı Fransa klasiği modern ve çağdaş olanla, güncel olanla diğer bütün toplumlardan daha fazla bütünleştirmiştir. Fransa'nın başarısı ve gücü bu iki kutbu birleştirebilmesindedir.
Türkiye'nin de gücü yarattığı çağdaş kültürdedir. Sinemada, görsel sanatlarda dünyayı yakaladık. Edebiyattaki verimimiz ortada. Ama dil nedeniyle edebiyat her zaman daha zor bir alandır. Ben bunlara bir de mimarlığı ve tasarımı eklemek isterim. Bu iki alanda da Türkiye'nin yabana atılmayacak bir birikimi var. Onların sergilenmesi ortaya bambaşka bir Türkiye izlenimi çıkaracaktır. Elbette kültürel anlamda Anadolu'nun geçmiş kültürel birikimini unutmamak şart.
Bütün bunlar iki şeyi, kararlılık ve süreklilikle yatırımdan kaçınmamayı gereksiniyor. Tanıtım denilen hadisenin özü budur. Türkiye'yi irdeleyen çabaların desteklenmesi, bunların kalıcı yayınlara dönüştürülmesi, üniversitelerde kürsülerin açılması, sergi olanaklarının zorlanması şarttır. Neyse ki, bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı bu gerçeklerin bilincindedir.
Türkiye, kültürel olarak, bırakın Fransızları, kendisinin bile sandığından daha büyük ve güçlüdür.
BİZE ULAŞIN