HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Türkiye'de muhalefet muhafazakârdır

Türkiye'de muhalefet meselesini ele alırken geçen hafta yazdığım yazılarda işaret ettiğim İsrail örneğini unutmamak gerekir. Nasıl İsrail Obama sonrası dönemde Ortadoğu'da beliren yeni dönemi algılayamıyorsa ve eski modele yapışık kalıyorsa aynı şey bizim muhalefet için de geçerli. İsrail, Ortadoğu'da barış olmamasından çok sürekli bir çatışma ortamı olmasını istiyor; bizim muhalefet de. İsrail o çatışma ortamının kendisine yarar sağlayacağını sanıyor, bizim muhalefet de. Kısacası son dönemde daha fazla etkinlik kazanan barış-anlayış eksenindeki politikalar iki tarafın da algısından kaçınca ortaya bugünkü durum çıkıyor.
Bunu belirttikten sonra farklı bir şeyin üstünde duralım: muhalefetin bu tutumu bizde yeni bir şey midir yoksa bunun da bir soyu sopu var mıdır?
Vardır ve nedeni şudur. Siyasette muhalefet iki türlü yapılır. İlkinde iktidar partisinin politikalarına karşı çok daha gelişmiş, canlı, diri, projelere dayalı bir yöntem izlenir. Amiyane tabiriyle "yapıcı muhalefet" denilen şey budur. Diğerinde iktidar partisi doğru veya yanlış daha dinamiktir, daha atılgandır, muhalefet buna karşılık sürekli bir biçimde sistemi, mevcut kuralları hatırlatır. Böylece çok daha muhafazakâr bir muhalefet ortaya çıkar.
Türkiye'de siyaset benim hatırlayabildiğim kadarıyla 1950'lerin sonunda CHP'nin gösterdiği bir atılım dışında bu şekilde bir yaklaşımı neredeyse "sistematik olarak" hiçbir dönemde, hiçbir biçimde ortaya koymamıştır. Muhalefet kendisini daima iktidarın peşinden gitmek, önünü kesmek şeklinde anlamıştır. Bu haliyle muhafazakârlaştığını fark etmemiştir dahi.
Aynı şey bugün bir kere daha tezahür ediyor. İktidarın kurduğu yeni oyun planına karşılık muhalefet sadece itiraz ediyor. Herhangi bir öneride bulunmuyor, herhangi bir model geliştirmiyor, herhangi bir siyaset üretmiyor. O kadar ki, Cumhurbaşkanının son MGK çağrısı bile hayret uyandırıcı bir biçimde muhalefet tarafından reddedilebiliyor.
Muhalefet MGK'ya katılma çağrısını reddederken "sorumluluk almamak" ve benzeri kavramlardan söz açıyor ki, anlaşılır gibi değil. Siyaset kimsenin kimseye bir şey dayattığı bir alan değildir. Tam tersine siyaset dayatmalara karşı çıkıldığı için mevcuttur. Muhalefet, mesela "MGK'ya söz hakkı olan, gözlemci sıfatıyla katılırım fakat kararlara imza koymam" dese ve bu yönde bir model geliştirse bunu anlamak ve tartışmak mümkündür. Ama daha baştan bir reddediş muhalefetin anlamını sorgulatıyor insana.
Bu tavrın altında yukarıda değindiğim bir kavram yer alıyor: siyaset üretmemek.
Siyaset bizde hâlâ bir "retorik" yani salt söze dayalı ve taktik düzeyde devam eden bir etkinlik kabul ediliyor. Oysa siyaset bunun çok ötesinde bir işlev ve gerçeklik taşır. Siyaset, son kertede toplumsal sorunlar için çözüm üretme aracı ve hatta sanatıdır. Siyasetin ideolojik yanı bu çözümün önceliklerini ve yöntemini belirler. Yoksa siyasetin sadece kendini tekrar ettiği ve muhalefetin siyasetin çözümselliğinin önünü tıkamak olduğu hiçbir yerde yazmaz.
Türkiye siyaseti böyle görmedi. Görmediği için de kategorik olan muhalefet Türkiye'de muhafazakârdır. Hangi ideolojide olursa olsun bu muhalefet olgusu için geçerlidir ve gerçektir. Hele bir de sahip olduğu ideolojinin çözülmesinden kaynaklanan bir muhafazakârlık varsa iş büsbütün vahim demektir. Tabii, buna bir de toplumsal tabanını yitiren, canlı unsurlarından yoksun kalan partilerin, içlerine kapanmalarından türeyen tutucu muhalefeti ekleyin, durum büsbütün aydınlanır.
Türkiye'de muhalefetin hal-i pür melalinin sebebi budur, efendim!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN