HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Kemalizm ve modernleşme

Kemalizmi değerlendirmek-1

Kemalizmin modernleşmeyle, demokrasiyle ve ideoloji/siyasetle olmak üzere üç temel sorun odağı vardır. Bugün Kemalizmle ilgili sorunlar, dolayısıyla Türkiye'deki siyasal yapının gerilim odakları bu üç olgunun birbiriyle nasıl eklemlendiğini yeterince anlayamamaktan kaynaklanıyor. Ben de bu haftaki yazılarda Kemalizmi bu üç nokta etrafında ele alacağım. Kemalizm ve modernleşme ile başlayayım. Bir modernleşme projesi olarak Kemalizmin öncülleri somut, net bir çizgi oluşturmaz. Tersine belli bir karmaşaya dayanır. 19. yüzyıl Alman Romantizmi, onun akıl ötesi bir dünya tasavvuru ve ulusçu kaynakları da, 19. yüzyıl materyalist düşüncesi de, Kantçı sayılabilecek bir Aydınlanma (bireysel erginleşme (maturtiy)) arayışı da, aşırı devlet merkezli faşizan/totaliter rejim özellikleri de Kemalizmde yan yanadır.
Öte yandan bunların hiçbirisini modernite dediğimiz kendisi de o derecede karmaşık olan yapıdan soyutlayamıyoruz. Fakat bu/o modernite şimdi tüm dünyada eleştirilen bir modeldir ve Kemalizmin de, Türkiye'de devletçi/merkeziyetçi yapının da ana çıkmazını hazırlamaktadır. Çünkü...
Modernite arkadan, daha sonra, daha geç gelenin daha gelişmiş olduğuna inanmak ve onu benimsemek, sistemi o yönde dönüştürmek çabasıdır. Bu, evrimcilik düşüncesine yönelik müthiş bir inançtan kaynaklanır. Yani zaman ileriye doğru işlemektedir ve ilerlemenin insanı, toplumu geçmişten koparacağına inanılır. Geçmiş, köhne ve yıkılması gereken bir bilincin ve anlayışın yatağıdır. Ona ait olan unsurlardan kurtulduğu zaman insanlık ilerleyecektir.
Bu mutlak veya mutlakıyetçi ilerlemecilik düşüncesi 20. yüzyılda ortaya çıkan toplumsal modernleşmenin belkemiğidir. Kemalizm de bu kabule bağlanmıştır. Geçmişle arasındaki her türlü ilişkiden kurtulmak ister. İlerlemenin hedefi Batı(lılaşma) dır. Dahası, Kemalizm Batı'yı kendisine ait tüm yerli ve geçmişten gelen değerleri yok sayacak ölçüde reddeder. 1930'larda çok farklı nedenlerden ötürü başlayan ırkçı Türkçülük anlayışı ve onunla birlikte öne çıkan yerlilik düşüncesi bir yana Kemalizm Batı'nın tek dayanak olduğunu ısrarla ve taviz vermeksizin savunur. Kendi modernleşmesini özcü (essentialist) ve evrenselci (universalist) bir anlayışla bütünleştirir. Bir adım daha atar dayatmacı (proselytyzing) bir yapı kurar: ya hep ya hiç.
Bu, en basitinden topluma ve onun deneyimine inanmamaktır. Yani toplumun kendi kendisine dönüşebileceğini kabul etmemektir. Dönüşümü ancak öncüler, ilericiler yapacaktır. Kemalist modelde aydınlar, ordu ve bürokrasi onları temsil eder.
Yani, Tanzimat sonrasının bürokratik militer seçkinleri (elitleri).
Sorun bu! Şimdi böyle bir modernleşmeden söz edemiyoruz. Her şey gibi modernleşmenin de bir karmaşa (eklektik) olabileceğini insanlık gördü. Geçmişin ve gelenekselin bütünüyle reddine matuf ve mahkûm bir modernleşme artık söz konusu değil. Tersine, modernleşme elbette ilerlemeyle de iç içedir ama geçmişin deneyim birikiminden gelen ve zihniyet tasavvuru olarak kendisini daha farklı kabullerle mücehhez hale getirmiş olan kesimler de ilerlemeyi vurgulayabilir. Buradaki ilerleme değerler sisteminin zamana bağlı tedrici değişimidir, kopuşa dayalı devrimsel yırtılmalar değildir ve daha ziyade de teknolojik dönüşümü içerir. Yani toplum kendi değerleri içinde kalarak da toplumsal dönüşümü talep edebilmektedir.
Kemalizmi bir sistem olarak dokunulmaz biçimde sürdürmek yanlısı olanlar bu eklektik yapıyı kabul etmiyor. Anlayabiliyorum, çünkü Kemalizmin kendisini gerçeklemek için gelenekle özdeşleştirdiği ve karşısına yerleştiği dinsellik bugünkü dünyada öngörülemeyen bir referans noktasıdır ve çok önemli toplumsal taleplerin sahibidir. Bu şartlarda Kemalizmin kendi içine kapanması mümkündür. Çünkü Kemalizm toplumsal modernleşmeyi benimsediği ölçüde siyasal modernleşmeden uzaktır.
Kendi ideolojik ekseni dışında bir toplumsal dönüşüm arayışını reddeder. Onları daha baştan gerici/karşı devrimci olarak nitelendirir. Bu onu, dünyayı ilerici-gerici çelişkisi (dikatomisi) içinde tanımlamaya sürükler ya da oradan türer. Oysa dünyayı toplumsal talep-demokratik varoluş zeminine oturtsa kendi gerçekliğini katı ve içe dönük biçimde savunmanın modernleşmeyle taban tabana zıt düşeceğini görebilirdi.
Yapabilir mi, çarşambaya anlatmayı deneyeceğim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN