HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Aleviler nereye koşuyor

Şimdi kendilerini sol oluşumların içinde ifade etmeye çalışan Alevilerin bugüne kadar CHP ile kurduğun ilişkinin nedenlerini anlamadan bugünkü girişimlerine bir anlam vermenin neredeyse imkânı yok.
Ama Osmanlı döneminde Alevilere yapılan zulmü anlamadan ve Osmanlı devlet sisteminin bir Sünni-
Hanefi devlet olduğunu hatırlamadan bu kesimin niye Cumhuriyete, Mustafa Kemal'e ve CHP'ye yanaştığını anlamak da kabil değil. Aleviler yeni rejimin Sünni-Hanefi dokusunu bilmekle birlikte getirdiği laikliği kendileri için bir dayanak, bir can simidi olarak gördüğünden bu partiyle ve rejimle özdeşleşti. Söz konusu beraberliğin ikinci açıklayıcı nedeni bilhassa 1960 sonrasında kendisini yavaş yavaş gösteren, 1970'lerden başlayarak hızlanan İslam zeminli siyasetlerin bu çevreye saldığı korkudur.
DP dönemi
bu bakımdan daha ilginçtir. DP, iktidara bir taşıyıcı koalisyonla geldiği için sonuna kadar toplumun iki yaralı kesimine Kürtlere ve Alevilere yumuşak davranmıştır. Fakat AP döneminden başlayarak daha dinsel ağırlıklı, tonlu, vurgulu siyasetin devreye girmesi bu kesimle CHP arasında 1960'lardan başlayarak bugüne kadar devam eden, neredeyse müşterek yaşam denecek bir bağ oluşturmuş veya mevcut bağı restore etmiştir.
Bu organik ilişki şimdi çatlıyor, kırılıp dökülüyor. Bundan daha doğal bir şey olamaz ama yanılıp son olay Dersim'i, CHP ile Aleviler arasında yaşanan gerilimin nedeni saymamak gerekir. O sadece sonuçtur. Gerilim epey bir süredir devam etmektedir. Aleviler son seçimlerde CHP dışındaki seçenekleri bazen kendi içlerinden bölünmek pahasına denemeyi istediler ve denediler.
Bu, bir yeni modernleşme hareketidir veya modernleşmenin yeni dönemi diyeceğimiz bir oluşumun soncudur. 1990'ların iki önemli olayını hatırlamak bu oluşumun niye hızlandığını anlamaya yeter.
Birincisi gerek dünyada gerekse Türkiye'de kimlik ve fark/lılık politikaları toplumda kendisini kıyıda bucakta gören kesimlerin mevcudiyetlerini ifade etmesinin yeni biçimi oldu. İnsanlar artık kendilerini farklılıklarıyla tanımlamak istiyor ve karşışındakinden de sağlam, somut bir tanıma politikasıüretmesini bekliyor. Özdeşleşerek değil ayrışarak bir arada bulunmak, bugünün temel anlayışı. Kürtlerden sonra çok daha ılımlı bir biçimde olsa bile Aleviler de bu kervana katılmıştır.
İkinci nokta CHP'nin tutumudur. CHP yeniden açıldıktan sonra devletçi ve rejimci bir siyaset gütmeye başlayarak, sistemin dönüştürülmesi, daha demokratik, daha özgürlükçü, farklılıkları benimseyen, çoğulcu bir yapıya kavuşturulması talep ve girişimlerine karşı muhafazakar, geleneksel yapının devamından yana bir tavır takındı. Toplumun demokratikleşme arayışı ve talebi düşünüldüğünde bu tutum bilhassa farklılığı bünyesinde taşıyan kesimler bakımından tam bir hayal kırıklığıdır. O hayal kırıklığını yaşayan iki kesimden daha kuvvetli olanı yani Kürtler kopup gitti. Aleviler de o eşiğe geldi.
Öte yanda bir iktidar var ve bu iktidar, şöyle veya böyle, bu kesimle daha canlı, diri, üretken bir ilişki kurmanın, onları yaşanan toplumsal dönüşümün bir parçası yapmanın yollarını arıyor. Kuşkusuz Alevilerin bu iktidara dönük yaklaşımı mütereddittir. Bu anlaşılabilecek bir şeydir. Ama Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan başlayarak, okullardaki din derslerine kadar bir dizi alanda atılacak daha ileri adımlar bu kesimin siyasal konumuna yeni bir perspektif getirecektir.
Bu perspektif illa Alevilerin bugünkü iktidarla özdeşleşmesi değildir. Zaten sorun toplumdaki kesimlerin bundan böyle kimseyle doğal ve kendiliğinden bir özdeşleşmeye gitmeyeceğidir.
İşte mesele budur ve yeni sol girişimler sakın bunu unutmasın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.