HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Demokrasi sorunu mu 'sivil darbe' mi?

Şimdi gelelim Türkiye'deki "demokrasi sorunu" konusuna. Doğrudur, Türkiye Cumhuriyeti tarihi sivil baskı ("darbe" değil) rejimlerinin tarihidir. Bu gerçek sadece Tek Parti yönetimiyle ilgili değildir. O zaten öyledir. Çarpık olan şey, demokrasi yoluyla iş başına gelen rejimlerin de bir süre sonra baskı uygulamaya başlamasıdır. Türkiye'de.
Örnek, 1950'de bir demokrasi sıçramasıyla iktidara taşınan DP'nin on yıl içinde şiddete ve baskıya dayanan bir yönetime dönüşmesidir. Dönüşme! Hiç sözü dolaştırmaya gerek yok. Bu böyledir. 1970'lerde Milliyetçi Cephe hükümetlerinin, 1960 sonrasında AP'nin sürdürdüğü politikalar da demokrasinin önünü tıkayan bir anlayış taşımaktaydı. 1980'lerin kısa ömürlü ANAP'ı bu bakımdan daha vahim bir noktadadır. Demokrasi ve özgürlük havarisi gibi görünmesine karşılık 12 Eylül rejiminin her şeyini üstlenmiş, benimsemiş, yüklenip daha ileriye taşımıştır ANAP.
DP'nin de AP'nin de aynı yola başvurmasının altında yatan neden çoğunlukçu (majoritarien)-plebisiteryen (seçimci) bir rejime inanmasıdır. Onlara göre, seçim ve çoğunluk bir partiye iktidar vermişse iş tamamdır, gerisini düşünmeye gerek yoktur. Milli irade/halk iradesi denilen ve azınlık hakkı tanımayan rejimlerin gelip dayanacağı yer burasıdır. Bu bir demokrasi sorunudur. Gene demokrasi içinde çözülecek bir sorundur.
Gelelim bugüne. Günümüz iktidarının baskıcılık anlamına gelecek uygulamaları, anti demokratik denebilecek yaklaşımları yok mu, denirse cevap bellidir: nasıl olmaz?
Mesele
dergisinin Ocak 2010 sayısında Greenewich Üniversitesi öğretim üyesi Mehmet Uğur'un yazısı bu bakımdan çok önemli. Uğur, Dünya Bankası'nın yayınladığı yönetişim kalitesini gösteren kaynaklara dayanarak yaptığı çözümlemede, son yıllarda Türkiye'nin demokrasi, konularında gerilediğini gösteriyor. 1996-2009 arasını ele alıyor. Ben 2002-2009 arasına bakınca ilginç bir sonuç görüyorum. İfade özgürlüğü, hesap verirlik, siyasi istikrar ve hukukun üstünlüğü performansları bakımından 2002-2006/7 arasında yükselen sonra düşen bir grafik var.
Bu bir gerçek. Türkiye'de bunlar ve benzeri diğer alanlarda ortalama bir Batı demokrasisinden henüz çok geriyiz. Eğer anti demokratik uygulamalar söz konusuysa onu buralarda aramak gerekir. Sorunu hiç bu açıdan ele almayıp "Ordu yıpratılıyor" diyerek, tartışma açmak pazartesi günkü yazımda belirttiğim nedenlerden ötürü vahimdir.
O zaman şunu söyleyeyim. Türkiye'de yetersiz bir demokrasi var. Demokrasinin kısıtlılığı iki noktadan kaynaklanıyor. Birincisi Türkiye vesayet sisteminden hiçbir zaman (bugün dahi/l) kurtulamadı. Vesayet derken de düpedüz askerleri ve devlet seçkinlerini kastediyorum. Onların gölgesini üstünde taşımayan bir anayasanın olmaması, anayasanın demokratik bir öze, içeriğe dayanmaması istese de istemese de her yönetimi bugün yakınılan uygulamalarla iç içe geçiriyor. Bu bir hükümet değil, bir sistem, yöntem ve yapı olgusudur.
İkincisi ve daha önemlisi, bana göre, devlet bekası, devletin üstünlüğü/ haklılığı düşüncesinin hâkimiyetidir.
Derin devlet de, devletin şiddete dayalı anti demokratik uygulamaları da bu nedenledir. Karşımızda hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlet anlayışı yok. Devlet egemen yapının dayattığı anti demokratik bir örgüt ve anlayış var. Bugün o mücadelenin içindeyiz. O yapı mı sürecek, yoksa o tasfiye edilerek hukuka dayalı bir devlete mi dönüşeceğiz.
AK Parti bunu yeterince yapamıyorsa, eksik yapıyorsa başkadır, sistem buna olanak vermiyorsa gene başkadır. Bunu tartışmak ve dönüştürmek bir zarurettir. Ama "Sivil darbe başladı" denirse, ortaya çok daha vahim bir tablonun çıkacağını unutmadan...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN