HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Sağ siyasetin çizgisini kırmak

Bugün AK Parti'nin Anayasa değişikliğiyle ilgili sürdürdüğü politika bana 1950'de bir demokratikleştirici hareket olarak iktidara gelen DP'nin içine düştüğü durumun tam tersini düşündürüyor.
Tıpkı daha önce ANAP, kısmen AP fakat bilhassa AK Parti'nin 2007 seçiminde olduğu gibi, DP de çok farklı toplum kesimlerinin bir "taşıyıcı koalisyon" oluşturmasıyla iş başına gelmişti. Solculardan köylülere, burjuvaziden bürokrasiye ve hatta ordunun genç kanatlarına kadar bütün kesimler bu iktidar değişikliğini istemiş ve desteklemişti. İktidarın ilk yıllarında oldukça başarılı olan fakat plansız programsız bir yönetim anlayışı içinde kalan DP 1957 seçimleri sonrasında kendi içine kapanmıştı.Tam manasıyla bir demokratikleştirici hareket olmasına rağmen bu özelliğini yitirmişti.
O kadar ki, 1959'da CHP, daha sonra 1961 Anayasası'nın belkemiğini meydana getirecek çok önemli ve gene demokratik önerileri ortaya koyduğunda bu şaşırtıcı bir gelişmeydi. CHP, 1950'ye kadar baskıcı, totaliter bir Tek Parti iktidarının sahibiydi ve demokratikleşme hamlesini yapan DP'ye karşı şimdi çok makul, çok işlevsel, toplumsal hayatın düzenlenmesi bakımından zaruri yasa önerilerini "İlk Hedefler Beyannamesi" adıyla ortaya koyuyor ve DP buna karşı kapanıyordu.
Sonunda 1960 darbesi gerçekleşti ve DP'nin bilhassa 1957 sonrasını, o darbe kendisini meşrulaştırmak için kullandı. 1961 Anayasası sözünü ettiğimiz önerileri kapsamına aldı. CHP'nin o önerileri ortaya atmış olması darbenin arkasında neredeyse bugüne kadar devam eden "toplumsal desteği" sağladı. Türkiye'de demokratikleşmenin tek yolu olarak ordu-bürokrasi-aydınlar işbirliği görüldü ve CHP bu blokun tarihsel siyasi örgütü olarak tescil edildi. Ama bu yanlıştı. Yanlış 12 Mart'ı doğurdu ve aynı yanlış bu gerçeği dile getiren Ecevit'i iktidara taşıdı.
Demokratikleşme çizgisinde bakınca AP ve Demirel'in sicilinin de çok parlak olduğu söylenemez. AP'nin, Soğuk Savaş'ı bahane edip Faşist İtalya'dan alınan TCK'nın 141 ve 142. maddelerine delicesine bir tutkuyla sarılması yanlıştı. Büyük kırılma ANAP ve Özal döneminde gerçekleştirildi ama 12 Eylül'le gelen kısıtlamaları ortadan kaldırmak için fazla hevesli olmadı. ANAP işlevini yitirmiş 141, 142. maddeleri yok etti. Bir de zihniyet olarak topluma gem vuran, deli gömleği giydiren devlet sultasını kırıp attı.
Böyle bakınca şimdi AK Parti'nin birçok eksiği bulunsa dahi bir anayasa değişiklik önergesiyle ortaya çıkması önemli ve ilginçtir. Bu çıkış bana göre yakın dönem Türk siyasetinin en önemli yapısal belirleyicisi olan bürokrasi-siviller kördüğümüne bir darbe indiriyor. Sadece niyet olarak kalsa bile önemli olacak bu yaklaşımın şimdi somut bir değişiklik olarak Meclis'e indirilmesi yabana atılmayacak bir gelişmedir.
AK Parti'nin hareketi DP geleneğinin dışına çıkan yani kendisini iktidara getiren taşıyıcı koalisyonun beklentilerine göre hareket eden, ona cevap veren bir gelişmedir. Yanlış bu kadarının bile yapılmaması olurdu. Doğrudur, yargı kanadından gelen zorlayıcı faktörler bu değişikliği tetiklemiştir ve bu değişiklik kendisine sanki özel olarak yargıyı hedef almış gibi bir tavır içindedir ama bu değerlendirme eksiktir. Burada özne yargının temsilcisi olduğu bürokrasidir, onun kuvvetler ayrılığı içinde kendisine daha üstün bir konum ve rol tayin etme çabasıdır.
DP'nin şu anlattığım tarihi içinde düşününce bugünkü iktidarın hamlesi sağın klasik devletle özdeşleşen çizgisini koparan, böylelikle kendi tabanıyla bütünleşen, toplumsal meşruiyeti sivil alana çeken çok önemli bir dönemeçtir ve referandum sonucu için de şu söylediğim çok önemli bir karinedir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN