HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Şiddet ve 'güvenlik'

Dolmabahçe'de polisin şiddetine maruz kalan ve çocuğunu kaybettiği öne sürülen öğrenciye hastaneden verilen rapor her ne kadar bunların olmadığını söylüyorsa da bu benim gözümdeki bir gerçeği değiştirmez. Bence bir toplumda hamileler de, sakatlar da, belki çocuklar da gösterilere katılabilmeli, bir ülkenin demokrasisi bu tür insanların bile kıllarına zarar gelmeyeceğini bilerek bu gösterileri yapmasıyla, "sınırlı" değil "sınırsız" olmalıdır. Bu pilav daha çok su kaldıracak, iki taraf da karşıdakini kendisini anlamamakla suçlayacaktır ama sonuç değişmeyecektir: Türkiye 2010 yılını bu son olayların şiddetiyle hatırlayacaktır.
Türkiye'de bugün eli kalem tutan, basında yazı yazan insanların önemli bir bölümü 1980'lerden süzülüp gelmiştir. O yılları anımsatan bir polisöğrenci gerilimi doğduğunda bilhassa kendisini "kullanılmış" hissedenler aşırı bir tepki gösteriyor. Şiddetin olmadığı bir düşünce açıklama, gösteri yapma özgürlüğünden söz ediyor. Polise karşı şiddet kullanılmasın denerek başlanıyor her söze.
Böyle bir demokratlık anlayışı doğru ve haklıdır ama yeterli değildir. Polisin hiçbir tür şiddeti hiçbir ortamda kullanmadığı bir düzeni niçin aramayalım? Polisin karşısında duran insanların ellerinde, üstlerinde yaralayıcı cisimlerin bulunmayacağını kimse garanti edemeyeceğine, provokasyon bu olayların dokusuna işlemiş, neredeyse "doğal" bir unsur olduğuna göre polise düşen o silahlarla karşı karşıya geldiğinde çatışmaya girmek, karşıdakini ezmek değildir. İşin o noktaya gelmesini engellemektir. Güvenlik denen şey bir şeyi engellemeye dönüktür. Onu şiddete açmaya ve daha da yaklaştırmaya değil.
Şunu kabul ediyorum: Türkiye tepki kültürünü yanlış bir noktada sınamaya başladı. Naipaul'a daha gelmeden başlayan tepkiyle açılan bu yol şimdi bir yere konuşmaya giden insanı daha konuşturmadan susturmaya yöneldi. Bir yazara dönük kışkırtmanın nasıl bir ruh halinden kaynaklandığı ve o yapıldıktan sonra başka alanlara da nasıl sirayet ettiği ortada. Bunu hangi yanıyla doğal karşılayacağız? Ama şurası da bir başka gerçek, bir tepkinin yanlışlığı bir başka şiddetle ortadan kaldırılamaz. Engellenmesinin yöntemleri mutlaka farklıdır ve bulunmalıdır.
Bir iktidar döneminde bu tür olaylar başladığında durdurulması çok zordur. Çok çeşitli saiklerle benzeri olaylar hızla yayılır. İktidarlar bu durumda genellikle ikinci ve yanlış yolu seçip daha fazla şiddete yönelir. Şiddet hiçbir şeyi ortadan kaldırmaya yetmez. Ancak daha fazla şiddet doğurur. Yukarıda da belirttiğim gibi, bu olayların içinde kışkırtma olduğu söyleniyor, şimdi. O "söylemi" dikkatle izliyorum. "Resmi" açıklama ve yorumların gençliğimde duyduklarımdan tek kelime farkı yok. Oysa "kışkırtma" olsa ne olur? Kışkırtma kaçınılmazsa devlete düşen o uğurda karşıdakinin üstüne gitmek değil, kökeni, kaynağı bulup onu ortadan kaldırmaktır. Güvenlik en son noktadaki çatışmaya değil, başlangıç noktasına yönelirse ancak kendi görüşü doğrultusunda tutarlı hareket etmiş olabilir.
Kaldı ki, iktidar varsa direniş olacaktır. Bizatihi iktidarın varlığı, doğrudan doğruya iktidar bir şiddettir. Bu iktidar kuramının özüdür. Bu realite içinde iki taraf karşı karşıya geldiğinde elinde silah bulunduran, daha işin başında şiddet tarafı olacaktır ki, bu teorik olarak "güvenlik kuvvetidir." Devletin ve hükümetin açıklamaları ne olursa olsun bu açıdan görülecek, bu kulakla dinlenecek, bu bilinçle değerlendirilecektir.
Türkiye, sokak olaylarına karşı yumuşak olmayı hiçbir zaman bilmedi. Denemek de istemedi. Bugün de yanlış bir kültürün kalıntılarıyla uğraşıyor. Onu değiştirmek eldeyken bir enkazın bile bile altında kalmak neden?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.