HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

En sonunda sonsuzluk...

Bir yıl daha biterken, zihninde, acaba zamandan başka bir konuya veya kavrama yer veren var mıdır? Bana öyle geliyor ki, yılın bu son gününde yaşanan "eğlence", insanların bir tür çıldırışı, o zaman denen canavarın üstlerinde yarattığı görünmez korkuyu unutmak içindir. Zaman bize daima bir son düşüncesiyle birlikte geldiği için eğer yer, içer, dünya zevklerine dalarsak, sanıyoruz ki, zamana kenetlenmiş olan "son" düşüncesini sil(k)ip atabiliriz. Garip değil mi, bir son günde son düşüncesinden kurtulmaya çalışmak?..
Bu durum, yaşayan "insancıklar" olarak salt bizim bir zaafımız değil. Bütün tarihi boyunca insan zamanı aşmaya gayret etti. Bunun için iki yol kullandı. Bir yandan teknoloji üretti, bir yandan sanat. Yalan değil, teknolojinin olanaklarıyla sonu ortadan kaldıramadı, bütünüyle yok edemedi ama onu öteledikçe öteledi. Fransız Devrimi'ni yapan parlamentonun yaş ortalaması 30'lardı. Bugün 85 yaşındaki insanlara "genç" diyoruz.
Antik Yunan tragedyasında sıklıkla kullanılan bir kavramın Latince adı deus ex machina. Türkçesi "makineden çıkan Tanrı" gibi bir şey. Oyunun sonuna doğru vinçle tepeden sahneye bir Tanrı indirilirdi, sorunları çözsün diye, o denize bakan, yamaçlara kurulmuş, etrafında zeytin ağaçları, muhteşem amfitiyatrolarda. Oyunun dramatik akışına karışmamış birisinin aniden ortaya çıkıp işi bu şekilde bitirmesi ile teknolojinin bugün yaptıkları arasında hiçbir fark yok. Ortaya çıkıyor ve birçok sorunu çözüyor. Hiçbir şey yapamıyorsa da zamanı uzatıyor. Tanrı, bugün, teknoloji. Bugünkü çağın teknolojik ilerlemesi karşısında zevk duymayan bir kişi varsa benim söyleyecek tek bir lafım yok.
Ya ikinci yol olan sanata ne demeli? Lascaux mağarasının duvarlarında 17000 (evet, on yedi bin) yıl önce yapılmış resimleri gördüğünde, "o günden beri hiçbir şey öğrenmedik" demişti, Picasso. Kendisi de 400 yıllık Rönesans geleneğinin öğrettiklerini unutmaya, insanlığa unutturmağa çalışıyordu. Sanatın zamana karşı direnişi teknolojiyle kıyaslanamaz. Çok farklıdır. Teknolojinin geçmişi yoktur. Geçmişi, sadece onu unutmak ve onun üstüne basarak bir ileri noktaya geçmek için kullanır. Varmak istediği yere erişince de ardına bakmaz. Radyoyu, bir "makine" olarak bugün kim hatırlıyor? Oysa sanat eskiyi unutmaz. Klasikleri ve kanonları aracılığıyla sanat her dem geçmişle meşguldür. Klasikler asla eskimez. Her dönemde yeniden okunur, yeniden üretilir. Sanat geçmişin yeni bir renkle bugüne taşınmasından başka bir şey değildir. Oysa teknolojinin klasikleri yoktur. Yasaları vardır. O kadar. Az şey mi geçmişte yaşayan gelecek ve gelecekte yaşatılan geçmiş?
Bu satırları yazmaya başlamadan önce genç asistanım bana iyi yıllar dileyerek odamdan çıkarken, "2011 daha iyi olsun" dedi. "Kesinlikle öyle olacak" dedim. "Bir sonra gelen bir öncekinden daima daha iyidir. Böyle olmadığı, geleceğin daha iyi olmayacağı noktada, insan 'gidiyor'" diye ekledim. Gözleri parladı ve "evet" dedi. Meğer "ajandasına" bakmış, karşılaştırmış ve içinde bulunduğumuz yıl her şeyin, geçen yıldan daha iyi olduğunu saptamış. Gerçekten öyle midir, yoksa gençliğin umudu mudur ona her şeyi daha iyi gösteren bilmem, ama tecrübeyle umudun böyle bir noktada kesişimi hiç değilse hoş. Ondan önce de ona Venüsleri (Milo, Knidos, Boticelli Venüs'leri) anlatmıştım. Yukarıda değindiğim sanat-zaman ilişkisine bir örnekti: sanatın güzeli, zamanı donduruyor, dünü bugünde yaşatıyordu. Sanattı sonsuz olan. Aradan geçen bir yıl neyi değiştirirdi ki?..
Ben gene de herkese her şeyin dilediklerince değiştiği, gönüllerince bir yeni yıl dilerim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.