HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Fransa'ya bak Türkiye'yi gör/me

Fransa hakkında birçok kitabı, sayısız makalesi olan Princeton Üniversitesi'nden Avrupa siyaseti uzmanı Ezra Suleiman geçenlerde yazdığı bir yazıda Fransa'da yapılan seçimleri ele alıyordu. Ama ben yazdıklarını Türkiye'deki politikanın bir çözümlemesi gibi okudum.
***

Suleiman'a göre koparılan hengameye bakıp yanılmamak gerek. Fransa'da partiler arasında sanki önemli ve kapanmaz bir fark varmış gibi görünüyorsa da bu bir aldatmaca. Taraflar arasındaki fark hiç öyle göründüğü gibi değil, neredeyse herkes aynı şeyi söylüyor.
Bunu okuyunca aklıma üşüşen sayısız düşünce arasında kaybolup gittim. Çünkü bu birkaç cümlelik yorum bize hem içinde yaşadığımız dönemin siyasal iklimiyle ilgili yorum yapma olanağını veriyor hem de günümüz siyasetinin nirengi noktasını tayin etmenin.
***

Bugünün siyaseti, yıllardır yazıp söylediğimiz gibi daha çok siyasetsiz, siyaset dışı (apolitik) bir siyaset anlayışına dayanıyor. Bu çok yanlış bir şey. Çünkü herkesin hemen hemen aynı şeyi söylediği bir dönemde siyaset hızla radikal eğilimlere yer açar hale geliyor. Uçlardaki radikalizm, siyaseti, merkezdeki siyasetten daha fazla belirlemeye başlıyor.
Fransa'da sadece Le Pen'in siyaseti değil, Sarkozy'nin siyaseti de bal gibi yuvarlanıp gelip radikal bir çizgide donuyor. Ya da müthiş bir popülizm yaşanıyor, bütün radikalizmlerde karşılaşıldığı gibi. Öyle olmasa Sarkozy'nin şu Ermeni tasarısı gibi bir saçmalığa imza atmasına olanak var mıydı? Onunla da kalsa iyi, Sarkozy gitgide daha fazla Le Pen'le yarışmaya başlamış durumda, neredeyse Holland'ı bir kenara iterek. Bunun nedeni daha radikal bir sağ çizgiye yerleşerek o kesimin oylarına talip olmak.
Bu siyasetin bir başka kısıtlaması şu: politik düzeyde yeni bir şey söyleyemeyince partiler, ideolojik siyasetten hızla uzaklaşıyor. Bunun tersi de doğrudur ve aslında da öyledir. İdeolojik siyaseti kenara bırakınca ve merkeze çekilince partilerin birbirinden farklı siyasetler üretmesine olanak kalmıyor.
***

Buradan bakınca Türkiye'deki siyasetin önemi daha fazla anlaşılıyor. Türkiye'de iktidarda bulunan parti, kendisinden önce gelen ve devamı olduğu varsayılan partilerden, karşılaştırılamayacak derecede, çok daha ileri bir düzeyde, politik bir parti. Bunun temelinde bazı kesimlerin o çok ürkerek ve açıkça engellemek, ortadan kaldırmak isteyerek vurguladığı ideolojik politika yatıyor. Gücü de açıkça bu niteliğinden türüyor.
Oysa, gene onunla en fazla mukayese edilen Anavatan Partisi apolitik bir partiydi ve siyasallaşmaktan kaçıyordu. Sonunu da o hazırladı. DYP ile, hatta büyük ölçüde DSP ve MHP ile aynı şeyleri söyler bir hale gelince söyleyen söylenenden daha fazla önem kazandı ve bu partilerin sadece biri değil tümü yok oldu. 1990'ların Türkiye'deki büyük krizi buydu: siyasetsiz siyaset denizinde kaybolmak. Bugün de CHP'nin sorunu odur: siyaset üretememek, ideolojik bir perspektife sahip olmamak.
***

Yönetsel demokrasi elbette iyi, elbette önemlidir ama ideolojik siyasetten hiçbir zaman daha önde ve önce olamaz. Yönetmek ideolojiden arınmak manasına gelmez.
Fransa'ya bak Türkiye'yi gör/me!
BİZE ULAŞIN