HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Meslek odaları çok mu gerekli?...

İnternette ve basında yer alan bir habere göre meslek odalarından biri adayın birini başörtülü diye üye yapmamış.
Haber nicedir aklımda dolaştırdığım bir konuyu dile getirmeye vesile teşkil etti. Daha önce Emre Aköz de yazmıştı, meslek odalarının gereksizliğini ve kaldırılmalarındaki zorunluluğu.
Bu öneri yayınlandığında herhangi bir tepki geldi mi bilmiyorum. Ama meslek odalarının 1930'larda kurulduğu ve o yılların Kemalist korporatist devletin dayanaklarından biri olduğu aşikar.
Korporatist devlet bir faşizm modelidir. Toplumda sınıf farklarının bulunduğu bir yana bulunabileceği düşüncesini reddeder. Toplum, Kemalizmin temel ideolojik belgelerinde de yazıldığı gibi, meslek temelinde farklılaşmıştır. Fark, Marksist modelde sınıfları birbiriyle çatışmaya sürükler. Oysa korporatist modelde fark meslekleri birbirine yakınlaştırır. Çünkü her meslek 'yek diğerine' muhtaçtır. Böylece 'imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz' deme imkanı doğar.Yani toplumu bütünleştirmenin bir aracı olarak doğmuştur meslek odaları.
1930'lar korporatizmi özellikle İtalya'da uygulandı. Biz de oradan aldık. Korporatizmin ayrılmaz parçası meslek odalarıydı. Dileyen Falih Rıfkı'yı okusun! Odalar neticede devletin kontrolü altında kalacaktı. Odalar 'üyelerini' kontrol edecekti. Odalar birörnek (üniform), türdeş (homojen) bir toplum yaratılmasına imkan verecekti.


***
21. yüzyılda böyle bir anlayışa yer olabilir mi? Eğitimin bile birden çok disipline dayandığı bir dönemde türdeş, birörnek toplum tasavvuru odalara dayanarak kurulabilir mi?
Denecektir ki, odalar Türkiye'de muhalif olmuştur. Hayır olmamıştır. O muhalefet denen tavır özünde devletin hakim ideolojisiyle özdeşleşmek ve onun dışına çıkıldığında tepki göstermektir. Kurucu ideolojinin yani 1930'lar Kemalizminin sol, militer ve darbeci bir tutumun devrimcilik kabul edildiği bir ortamda bu düşünceleri paylaşan ve onun etrafında örgütlenen odaların 'muhalif' olduğu söylenemez. Hele bugün hiç... İşte örnek ortada: başörtülü diye bir genç aday kabul edilmiyor. Bunun ne kadar yanlış olduğunu ayrıca sayıp dökmenin gereği yok çünkü o ölçüde anlamsız, yanlış bir tutum.
***
İkincisi,gene denecektir ki, Batı'da odalar yok mu? Var. Ama bu anlayışa bağlı biçimde değil. Batı'daki meslek odaları liyakat sisteminin yerleşmesi için bir araçtır. Hekimler odası mesela Amerika'da belli aralıklarla doktorları imtihana tabi tutar. Arada geçen sürede akademik bakımdan yani kendilerini yeni pratiklerle ne ölçüde geliştirdiklerini izler. Kaç konferansa devam ettiklerini, kaç tebliğ sunduklarını, kaç makale yayınladıklarını vs... Başarısız olana yaptırım uygular. Veya barolar Amerika'da gene belli sıklıkta adaylarını sınavdan geçirir. Bizde ise hatanın üstünü örtmenin aracıdır oda.
Bir genel denetim kuruluşuna ihtiyaç yoktur demem. Ama neden bir tek oda olsun? Sunduklarıyla, sistemiyle birden fazla oda bulunabilir. Dileyen gider bildiği koşullarda istediği odaya üye olur. O meslek erbabına ihtiyacı olan da hangi odaya kayıtlı olduğuna bakar. Karşısındakinin ne türden biri olduğunu o şekilde anlar. Yoksa odanın bizdeki gibi hakim olması, hükümran olması aklın alacağı bir şey değildir.
***
Yeni ekonomiden, yeni ideolojiden söz edilen Türkiye'de eski sistemin payandası olan meslek odalarından neden söz edilmiyor, söyler misiniz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN