Son birkaç haftadır seyahat ediyorum. Viyana'ya, Londra'ya, Paris'e gittim.
Avrupa havaalanlarında koşuştururken kutsal bayramlarına ve onun öncesindeki Hac farizesine hazırlanan Müslümanları gördüm. Özel kıyafetleri içindeydiler. Onlardan çok onlara hizmet eden görevlileri gözlemledim.
Avrupa dışı bir kültür ve bölgeden gelen görevliyle Avrupalı görevlinin tutumu farklıydı. Avrupalıların bu insanları itip kakmasına mukabil Avrupa dışı kültürlerden gelenler daha kavrayıcı davranıyorlardı. Değerlendirmemde nesnel olduğumu sanıyorum. O arada Paris'te bindiğim bir taksinin Portekizli şoförü 23 yıldır o kentte olduğunu söyleyip yaşadığı zorlukları anlattı. Adamcağız "gene de" dedi "bu şehirde yaşamak bir imtiyaz ve benim çektiğim zorluklar diğer göçmenlerin çektiklerinin yanında hiç kalır. Paris başka bir Avrupa kentinden gelene fazla sıkıntı vermiyor ama eğer Arapsan, OD'luysan, Müslüman'san yandın..."

Yeni bir şey yok söylediğinde hazretin. Ama bu yargı beni başka bir düşünceye sevk etti: İslam'ın ve Müslümanlığın geleceği!
***
Bu geleceğin bugünkünden daha etkin olacağını sanıyorum. Nüfus, göç, servet gibi ekonomik değişkenleri bir yana bıraksak bile İslam'ın çok önemli iki nedenden ötürü dünyada tuttuğu yerin gitgide güçleneceği kanısındayım.
İki nedeni var bu düşüncemin. Birincisi hukuksal.
İslam vahiyle oluşmuş kutsal bir kitaba dayanıyor. Felsefi sayılabilecek ayetleri dışında büyük ölçüde toplumsal düzenlemeleri içeren, öngören hukuki bir boyutu var. Medine ayetlerinin neredeyse tamamı böyle. Ayrıca peygamberinin hayatta ve hâkim olduğu dönemlerde zaten bir yönetim sistemi olarak temelleri atılmış. Daha sonra gelen imparatorluklar bunu büsbütün yerleştirmiş.
Bu itibarla İslam çok güçlü bir hukuk düzeni tesis edebiliyor. Doğal hukuk dairesinde başladığı bu süreci, Osmanlılar neredeyse pozitif hukuk denebilecek bir yapıya kavuşturmayı da başardılar.
Oysa Hıristiyanlığın böyle bir düzeni yok. Elbette o da din üstünden gelen bir sistemi denedi ama vahiy -kutsal kitap -peygamber uygulaması bağlamında İslam'la aynı olmadığı bu dinin açık. Hıristiyanlığa göre yaşamak "iyi insan" olmakla sınırlıdır. Kutsal kitapla ve vahiyle düzenlenmiş hukuki şartlara müstenit değildir Hıristiyanlık.
Bir kere bu durum İslami yaşama biçiminin topluluk/ cemaat düzeyinde Hıristiyanlıktan ayrışmasını getiriyor. Avrupa içinde örgütlenen Müslümanların oradaki yerel hukuka olduğu kadar kaçınılmaz biçimde İslam hukukuna dayanarak yaşayacakları muhakkak. Hukuk koyan bir sistemin de kendi içinde daha etkili, güçlü olacağı açık.
İkincisi, işin sosyal boyutu.
Hıristiyanlık da bu konuda çok İslam'dakine yakın hassasiyetlere sahiptir. O da kendisini iyilik ve insancıllık temelinde örgütlemiştir. Ama İslam'ın sosyal dayanışması hatta direnişi Hıristiyanlıkla mukayese edilemeyecek kadar güçlüdür. İslam öncelikle sosyal bir dindir. İnsan, İslam'ın çok yücelttiği ve bütün diğer canlılar üstünde hak sahibi yaptığı bir varlıktır ama örgütlenme gücü sosyalizan (-sosyalist değil) bir din olmasından gelir. Hac da, kurban da bu olgunun bir uzantısıdır. Sosyal bütün siyasetlerin çöktüğü ama insanların tam da bu nedenle sosyalizan modellere her gün daha fazla ihtiyaç duyduğu bir dünyada İslam'ın bu yanı ayrıca önemli.
***

Müslümanlığın bugün gitgide kazandığı güç ve yaygınlık da yarın elde edeceği güç de bu iki hususta düğümleniyor. Avrupa'nın İslam'a ve Müslümanlığa dönük şiddeti bundandır!
Herkese iyi bayramlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN