OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Anayasayı koruma görevi

Askerlere sivil yargı yolunu açan son dakika düzenlemesinin ardından müthiş bir "siyasi diplomasiye" tanık oluyoruz.
AK Parti açısından durum çok net. Onlar, "Kör noktaya projektör tuttuk" diyor. Bundan sonrası şu veya bu düzeltmeyle de olsa demokratik gelişim açısından yeni bir döneme işaret ediyor.
Gelinen noktada, darbe hazırlığı içinde olduğu iddia edilecek Silahlı Kuvvetler mensuplarına yönelik işlem açısından Genelkurmay ile Hükümet arasında temel yaklaşım farklılığı söz konusu.
Askeri kanat, "Cezasını biz veririz, tasfiye ederiz" modeline yatkın görünüyor. Öyle anlaşılıyor ki siyasi kanat bu taahhüdü yeterince caydırıcı bulmuyor. Deyim yerindeyse, meşru hükümete karşı kalkışma niyeti taşıyanların "ibret-i âlem" için bağımsız sivil yargının önünde hesap vermesi için bastırıyor.
***

Mevcut durumu, esasen göz önünde olması gereken Milli Savunma Bakanlığı açısından da değerlendirmek faydalı. Zira Bakan Vecdi Gönül'ün, "güven bunalımı" riski yaratan yasal düzenlemeden haberdar olmaması bir yana, Meclis'teki önerge hakkında "karambolden" söz ettiği biliniyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le görüşme trafiğinde Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin sahne alırken yılların kamu yöneticisi, son 7 yılın MGK üyesi Savunma Bakanı Gönül'ün aktif olarak devreye girmemesi yadırganıyor.
Savunma Bakanlığı hukukçuları çalışsa da meseleyi sadece "askerlere sivil yargı" başlığına indirgemek yetmiyor. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinde sayılan suçları işleyenlerin memuriyetlerine göre "çerçeve düzenleme" beklentisi giderek daha fazla dillendiriliyor.
***

Devletin zirvesinde yükselen tansiyonu düşürme, güven ortamını pekiştirme ve makul çözüm bulma rolündeki Cumhurbaşkanı Gül'ün ne yapacağına gelince... Öyle kâhin olmaya gerek yok. Gül'ün, cumhurbaşkanlığı sırasındaki en kritik sınavı, üniversitelere türbanla girişe imkân veren anayasa değişikliği idi. Gül, uzmanlarla görüştü, ayrıntılı inceleme yaptı. Sorunun çözümüne yönelik olarak bazı sivil toplum kuruluşlarınca getirilen alternatifleri değerlendirdi. Partiler arasında mutabakat zemini oluşması için sivil toplumun başlattığı girişimlerin sonucunu bekledi. Olumlu netice çıksaydı veto edecekti, çıkmayınca imzayı attı. Ardından kısa bir not düştü ve toplumun bazı kesimlerindeki kaygıların giderilmesini istedi. Temel hak ve hürriyetleri güçlendirecek adımlara hız kazandırılmasını tavsiye etti.
***

Ankara'da giderek ısıtılan senaryo "kısmi veto" üzerine kurulu. Tabii meselenin özü "sivil anayasa" yapılamamasından kaynaklanıyor. Örneğin, AK Parti'nin 2007 sonuna doğru şekillendirdiği anayasa paketinde Genelkurmay Başkanı için "Yüce Divan'da yargılama" seçeneği vardı. Peki, Cumhurbaşkanı Gül, ilke olarak anayasaya aykırı bulmasa da bir yasayı, neden veto eder? 30 Haziran'daki MGK'dan bu yana kurmayı arzu ettiği mekanizma üzerinde ortak payda sağlanırsa... Örneğin, "askere sivil yargıdan taviz verilmez" ama "ön izin sistemi" kurulabilir. Bu tür bir düzenleme, anayasa değişikliği gerektirir mi? Görünen o ki gerektirmeyecek. Bu tezi savunanlar, Anayasa'nın 104. maddesinin son fıkrasındaki, "Cumhurbaşkanı, ayrıca anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır" ifadesine işaret ediyor. Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere belli rütbedeki askeri personelin yargılanması için "başkomutan" sıfatıyla cumhurbaşkanının izni söz konusu olabilir.
Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmekle yükümlü cumhurbaşkanı, anayasal düzeni bozmaya yönelik kuvvetli delil ve emarelerin varlığı halinde, rütbe kaygısı gözetmeksizin yargının önünü açmak üzere gereğini yapar!
BİZE ULAŞIN