İrticayla Mücadele Eylem Planı belgesi etrafında başlayan "cunta" ve "TSK'yı yıpratma" tartışması, askerlere sivil yargı yolunu açan yasal düzenlemeyle derinleştiği sırada, bu eksene son olarak bir de "el" atıldı.
26 Haziran 2009 tarihli basın toplantısında Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un, "TSK'dan elinizi çekin" çıkışı ile ivme kazanan süreç, daha sonra Başbakan Erdoğan ile CHP lideri Baykal arasında olarak "TSK'dan elini çek" çağrılarına sahne oldu.
İyi de bu "el" "kimin eli?" Ünlü iktisatçı Adam Smith'in "Görünmez el" teorisi vardır. Teori, serbest piyasanın, müşterilerin iyiliğine çalışmasını sağlayan "temel kuvvet" esasına dayanır. Meselenin özü, bu kuvvetin kendi başına ne kadar yeterli olduğudur. Zira o görünmez eldeki kuvveti kıran kritik unsur "dışsallıktır." Başka deyişle, eğer bir kişi veya kurumun hareketi, üçüncü kişileri etkiliyorsa, görünmez el ekonomiyi en verimli noktaya götürmeyebilir. Buradaki iktisadi mantığı, anayasal yapıya uyarladığımızda görünen şudur:
Sivil meşru iktidarla asker arasında, birbirinin alanına karışmamaları halinde sihirli denge vardır. Ancak şimdiye kadar, askeri sivile karşı kullanan aktörler, askerin durumdan vazife çıkaran kadroları ve sivillerin askeri hareket alanını daraltan girişimleri "devlette yönetim dengesinin yeniden kurulmasını gerektirmiştir." Bugün gelinen noktada, sistemdeki görünmez eller etkin işleyen devleti hedeflese de zirvede mükemmel uyum bozulmaktadır. Hem devletin başı hem de Başkomutan olarak Cumhurbaşkanı'nın bulduğu çözüm demokratik hukuk devletinden yana olmuştur. Yanı sıra Cumhurbaşkanı devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın bölünmez bütünlüğünü korumakla yükümlü olan askerlerin kaygılarının da giderilmesini istemiştir. Buna karşın top yine Anayasa Mahkemesi'nin önüne düşmüştür.
***

Peki, askere sivil yargı yolunun açılması, anayasaya aykırı mıdır? Türkiye'nin ulaşmak istediği demokratik düzey bakımından cevap, "Hayır" olacaktır. Lakin anayasa koyucu açısından bakıldığında, "askeri ve askeri yargıyı" özellikle korumaya alması, "Evet" cevabını beraberinde getirmektedir.
Bu durumda ölçü, tam üyeliği arzuladığımız AB'deki kriterler olamaz mı? Kuşkusuz olabilir. O zaman elimizdeki iki kritik belge ve bir açıklamaya bakmamız zaruri hale gelir. AB patentli iki referans kaynağı, "Katılım Ortaklığı Belgesi" (KOB) ve "Ulusal Program'dır." Açıklama ise Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'un, TSK'nın AB'ye bakışını net biçimde ortaya koyan Eylül 2008'deki sözleridir.
AB Komisyonu'nun, "yol haritası" olarak tanımladığı, Türkiye'den beklentilerini sıraladığı KOB, son olarak 26 Şubat 2008'de açıklandı. "Güvenlik Güçlerinin Sivil Denetimi" başlıklı bölümünde, sivil-asker ilişkileri açısından şu vurgu dikkat çekici:
"Askeri mahkemelerin yargı yetkisinin, askeri personelin askeri görevleriyle sınırlandırılması."
KOB'a karşılık Türkiye'nin yapmayı taahhüt ettiklerini içeren Ulusal Program ise 30 Aralık 2008 tarihli. Programda, "Demokratik hukuk devletinin gerekleri çerçevesinde hazırlanacak Yargı Reformu Stratejisi'nin bir parçası olarak askeri mahkemelerin görev ve yetkilerinin tanımlanmasıyla ilgili düzenlemelere devam edilecektir" sözü verilmiş durumda.
Org. Başbuğ da 16 Eylül 2008'deki ilk iletişim toplantısında, medya temsilcilerine, TSK'nın AB'ye bakışı için yalnızca ulus devlet ve üniter devlet çizgisinde önkoşullar koymuş ve "TSK olarak Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin her zaman yanında ve destekçisi olduk. Bu konudaki düşüncemiz ulus devlet ve üniter devlet yapısıyla oynanmaması, bunların vidasının gevşetilmemesidir" demiştir.
***

TSK'nın, AB'ye uyum çabası kapsamında, konumunu yeniden tanımlama gereği çok açıktır. Konuşlanma biçimi, rol dağılımını da belirleyecektir. "Askere sivil yargı" ısrarı, demokrasiye müdahalenin kaynağını oluşturan TSK İç Hizmetler Kanunu'ndaki, "koruma ve kollama görevinin" şartlarını da kökten değiştirecektir. Ancak, anti-darbe yasasını takiben "YAŞ kararlarının yargı denetimine açılması", "Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması" gibi adımların da geleceği düşünülüyorsa, TSK yönetimi de hükümet de bu mayınlı alana bakışını güncelleme ihtiyacı ile karşı karşıyadır.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN