Ülkenin temel sorunlarının çözümü, devletin zirvesindeki mutlak uyuma endeksli. Nitekim demokratik açılım çerçevesinde Kürt sorununu aşmak için atılacak adımlar, sivil-asker ilişkilerinde anlayış birliğini gerektiriyor. Sivil-asker dengesi ise günümüz şartlarında yargı alanına kilitlenmiş durumda. Askere sivil yargı yolunu açan yasal düzenleme gerek yöntemi gerekse sonuçları itibarıyla çok tartışıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, farklı görüşleri dinleyip, yazılı değerlendirmeleri aldıktan sonra verdiği onay, olayı yeni bir aşamaya taşıdı... Takviye yasa aşamasına...
Ana muhalefet CHP'nin, anayasaya aykırılık iddiasıyla Yüksek Mahkeme'ye başvurusu da bu döneme denk geldi. Konu, şimdilik uykuya yatırılmış gibi görünse de perde gerisinde ilginç gelişmeler yaşanıyor.

***

Önce askerin tutumunu anımsayalım. Genelkurmay kanadı, kurumlar arası uyumun doğal sonucu olarak, yasa tasarısından haberdar edilmesi gerektiğini ama centilmenler anlaşmasına uygun davranılmadığını her fırsatta dışa yansıttı. Tabii işin nezaket yönü bir yana, içeriğe ilişkin kaygılar daha önemli hale geldi. TSK'da ast-üst ilişkisinin zarar göreceği, disiplin sıkıntısı yaşanacağı, herhangi bir iddiada yüksek rütbeli subayların derhal savcılar tarafından gözaltına aldırılabileceği gibi hususlar rahatsızlık gerekçesi olarak sıralandı.
Kamuoyunda ise Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının gerektiğinde yargılanabilmesine imkân sağlayan mekanizmanın eksikliği daha bir fark edildi.

***

Ne
olduysa, Cumhurbaşkanı'nın yasayı onayladıktan sonra arkasına eklediği yazıdan sonra oldu. Köşk'ten, "Askerlik hizmeti bakımından disipline ve hukuki güvencelere ilişkin olarak ortaya çıkması muhtemel tereddütleri giderecek yasal düzenlemenin yapılması" istendi. Ama ilgili bakanlık nedense hızla harekete geçmedi. Sivil yargıdan sorumlu Adalet Bakanlığı, Ceza Kanunu değişikliğini tetiklerken, askerin huzursuzluğunu gidereceği düşünülen ek yasa için Milli Savunma Bakanlığı sanıldığı kadar inisiyatif almadı. Oysa mevzu askeri yargılama ile ilgili olduğundan artık Milli Savunma'nın sahneye çıkması gerekiyordu. Lakin sürpriz değişiklikten Bakan Vecdi Gönül bilgi sahibi değildi ve bunun sıkıntısını gizlememişti. Bir ara Gönül'ün, "örtülü savunma"ya geçtiği bile düşünüldü. Bu tez, AK Parti kurmaylarında taraftar bulunca, Başbakan Tayyip Erdoğan sürece müdahil oldu. Ve Savunma Bakanlığı hukukçuları çalışmaya başladı.

***

Gelinen
noktada, neyin ne zaman yapılacağı önem kazanmış durumda. Zira askeri cenahın, sivil yargı atağına karşı çıkışı olduğu gibi duruyor. Ordu, Ceza Kanunu'ndaki değişikliğin Anayasa'ya aykırılığında ısrar ediyor. Anayasa'da askeri yargılama ile ilgili hükümler dururken "güvence gibi sunulacak" yeni bir yasaya sıcak bakmıyor. Yanlış hesabın Anayasa Mahkemesi'nden döneceği beklentisiyle "mağdur görüntüsü" vermek istemiyor. O hava, Milli Savunma koridorlarında da esiyor.

***

Türkiye'deki
idari sıkıntı etkili kurumların, anayasada tanımlı görev ve yetkileri ile "durumdan vazife çıkarmaya matuf görev ve yetkileri" arasındaki çatışmadan kaynaklanıyor. Özellikle 1990'lı yılların sık değişen koalisyon hükümetleri döneminde, sivil siyasi alan sürekli daraldı. Bu alanı; medya, asker, yargı ve üniversiteler kendi yorumlarına göre doldurdu. Şimdi, her kurumun doğal sınırlarına çekilmesi hedefleniyor. Kurumsal diyet talebi haliyle bünyesel refleksle karşılanıyor.
Burada dikkat edilecek husus, anayasal yetki çerçevesi yeniden çizilirken hassas kurumlarda "mağlubiyet duygusu" yaratılmaması. Son dakika manevrası ile kazanılan alana demokratikleşme adına sevinmek yerine bu alanın tüm kurumlarca sahiplenilmesini sağlamak daha önemli.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN