OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

5. vitesten tartışma

Kürt sorununun çözümü yolundaki demokratik açılım çabalarının ilk dönem bilançosunu çıkarma aşamasına geldik. Öncü adımın atıldığı 1 Ağustos'ta Polis Akademisi'nde gazeteci ve akademisyenlerin katılımı ile gerçekleşen, meşhur "Kürt Çalıştayı"ndan bu yana yaşananları, 20 Ağustos 2009 tarihli MGK bildirisiyle birlikte değerlendirmek, iktidarın, muhalefetin, askerin ve sivil toplumun pozisyonuna bakmak ileriye yönelik eşsiz fırsatlar sunuyor.
Öncelikle değinmemiz gereken konu, "yöntem."
Öyle ya şimdilik sadece sorunu çözme diplomasisi var ama içerik henüz belli değil. Peki, sert tartışmaların nedeni ne? Bu sorunun yanıtını Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'le yaptığımız görüşmeden çıkarmak mümkün:. Çiçek diyor ki...
"Geçen yıl anayasa taslağı hazırlıyorduk, kamuoyunun görüşlerine göre yeniden ele alacağımızı söylemiştik. O zaman, 'Kapalı kapılar ardında pişiriliyor. Bize de sorsaydınız' denildi. Bugün, 'Ortada bir sorun var. Bu, AK Parti'nin sorunu değil. Türkiye'nin sorunu. Çözüme katkı vermek ister misiniz?' diye soruyoruz. Vatan hainliğine varan haksız tepkiyle karşılaşıyoruz. En azından, 'Katkı sağlamak isteriz ama ileri aşamalarını görmemiz gerekir' denilebilirdi. Maalesef iş aldı başını gidiyor. Beşinci vitesten tartışma başlatıldı. Böylesi tartışmalar, sürece katkı vermez ve bir yerde durmalı. Bir paket çıktığında kamuoyu değerlendirir!"
***

MGK sonrasında esen rüzgara kapılan Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un, geleneksel Zafer Haftası mesajını öne çekip, önceki yıllardan farklı biçimde içeriğini yeniden ele alarak demokratik açılım sürecine ilişkin görüşler açıklamasını nasıl yorumlamak gerekecek? MGK'nın son toplantısının ardından yayımlanan bildiride, "İçişleri Bakanlığı eşgüdümünde yapılan çalışmaların devamı tavsiye edilince" Hükümet kanadı rahatladı, muhalefet ise ayağa kalktı. Siyasi aktörler ortak dili bulamayınca asker adeta zorlanarak bu sahaya çekildi. Zira, Kürtler'i de kapsayan demokratik açılım çerçevesinde öyle bir hava yaratıldı ki... Anadilde eğitimin önü açılıyor, iki dilli, iki milletli devlet kurgulanıyor, federalizmin temelleri atılıyor, üniter devlet dinamitleniyor gibi... Hal böyle olunca karargahın değerlendirmesini şöyle okumak mümkün:
"Terör sorunu, Kürt sorunu... Adı ne olursa olsun ülkenin en önemli sorununun çözümü için inisiyatif alınmasını destekliyoruz. Ancak..." Bundan sonrasında (sanki) ancak vurgusu var. Askeri kanat, kendince kırmızı çizgileri çekiyor ve dil birliği, milli birlik ekseninden uzaklaşmadan üretilecek çözümleri beklediğini ima ediyor.
***

Bu noktada İçişleri Bakanı Beşir Atalay' ın, temas trafiğindeki başarılı performansına da ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Birbirinden farklı kesimlerle görüşen, en acılı ailelerle de bir araya gelen Atalay, nasıl oluyor da geniş yelpazeden hüsnü kabul görüyor. Galiba işin sırrı, Atalay'ın geçtiğimiz hafta Türk Ocağı'na yaptığı ziyarette gizli. Başkan Nuri Gürgür'ün anlatımı ile Bakan Atalay, "Sizin razı olmayacağınız şeye ben nasıl razı olurum?" diyerek herkesi rahatlatıyor. Üniter yapıyı sarsıcı girişimler olmayacağının teminatını veriyor. Partilerle diyaloğu sonuna kadar zorlayacaklarını belirtiyor. Provokasyon kaygısını da hissettiriyor.
***

Ve nihayet DTP. Parti yönetiminin sürpriz şekilde AK Parti'yi hedef alması, resmi söylemin allanıp pullanmasından ibaret bir açılım indirgemesini öne sürmesi gerçekten manidar. Derinlemesine analiz yapıldığında, DTP'lilerin bölgedeki havanın iktidar partisi lehine değişmesinden paniğe kapıldığı anlaşılıyor. Kürt sorununu çözme iradesi, bölgede giderek kabul görüyor. Umut yaratıyor. İklim değişikliği, bölge siyaseti ve etnik figürlerle yetinen DTP'nin malzemesini elinden alıyor. DPT'li vekiller de devam eden operasyonları bahane ediyor. Haliyle, "Mücadeleyi biz sürdürüyoruz. Dağda öldürülen Kürtlerin hesabını biz veriyoruz. Ama parsayı başkaları topluyor" telaşı partinin keskin açıklamalarını şekillendiriyor.
BİZE ULAŞIN